Bir efsanenin doğuşu...
Geçtiğimiz günlerde, daha önce defalarca bitirdiğim Diablo'nun ilk oyununu tekrar kurup oynamak geldi içimden. Her zaman olduğu gibi 2-3 gün boyunca başından kalkamadım ve artık sayısını hatırlamadığım şekilde Diablo'yu yine keserek oyunu bitirdim. Hazır bilgiler de güncelken, Blizzard'ın bu unutulmaz oyununa dair bildiklerimi yazayım dedim..
Bu oyunu bundan tam 22-23 yıl önce ilk çıktığı zamanlarda abimin bilgisayarında oynamıştım. O zamanki bilgisayar/oyun dergilerinin hediye olarak verdiği cd'den çıkan Diablo demo'sunu bile kurduğumuzu hatırlıyorum. Benim için bir o kadar eski, bir o kadar da eskimeyen bir oyun. Oyunla ilgili hemen hemen her şeyi biliyorum desem herhalde abartmam. :D Neyse yavaştan başlayalım isterseniz...
Oyun, Tristram kasabasında geçiyor. Seçtiğimiz kahramanın, kasabaya musallat olmuş kötü güçlere karşı koyması bekleniyor. Diablo'nun da içinde bulunduğu bu düşmanları temizlemek için kasabadaki katedrale ayak basıyor ve tek tek aşağıdaki katlara, zindanlara iniyoruz. Toplamda 16 kat var ve her 4 katta bir etapların tasarım çizgisi değişerek devam ediyor. Oyun mouse ile oynandığından bol bol sol tık yapıyoruz, düşman kesiyoruz, onlardan düşen değerli eşya ve paraları topluyoruz, arada portal(boyut kapısı) açarak kasabaya uğruyor ve alışverişimizi yapıyoruz. Bazen kasabadaki npc'lerden bazı gizemli görevler(quest) alıyoruz, tamamladığımızda bize ödül veya özellikli eşyalar veriyorlar. Karanlık ve loş ışıklı korkutucu zindanlarda ilerlerken, oyunun müzikleri de sizin bu ürkütücülükten nasibinizi almanızı sağlıyor. Kısaca Diablo'daki genel işleyiş bu şekilde. Bağımlılık yaratan tarafı ise süreli olarak karakterimizi geliştirmek istememiz. Daha yüksek damage(zarar-hasar) ile düşman keseyim, büyü resist'lerim(dayanıklılığım) daha iyi olsun, sağlığım öyle iyi olsun ki zor öleyim, en güçlü ben olayım, kimse önümde duramasın vs... Level'ınız arttıkça karşınıza daha muhteşem özellikli eşyalar(unique item) çıkma şansı sizi yakanızdan çekiyor ve de bırakmıyor...
Oyuna başlarken bir karakter seçmemiz gerekiyor dedik. Bunlar savaşçı(warrior), büyücü(sorcerer) ya da kadın karakter olarak okçu(rogue). Bu tarz oyunlarda yakın dövüşü ve kılıç savurmayı sevdiğim için bir kez daha Warrior'u seçtim. Karakterlerimizin belli özellikleri ön planda. Dolayısıyla oyunda experience(tecrübe) kazanıp level atladıkça, gelen puanları karakterlerimizin ihtiyaçlarına ve isteklerine göre dağıtmamız gerekiyor. Karakter(CHAR) ekranında dağıtabileceğimiz puanlar strength, magic, dexterity ve vitality(yaşama, dayanma gücü) olarak belirlenmiş durumda. Örneğin savaşçımız güçlü olmak(strength) zorunda, okçumuz yetenekli(dexterity) olmalı ki seri şekilde ok atabilsin. Büyücümüzün büyü(magic) hanesi güçlü olmalı ki, büyülerde ustalaşabilsin. Ekranda görünen kırmızı ve mavi kürelerin ne anlama geldiğini de anlatayım. Soldaki kırmızı küre bizim canımız(health-life), soldaki ise mana değerimizi gösteren küre. Mana'yı bizim büyü yapabilme gücümüz olarak tarif edebiliriz. Misal bir büyü 10 mana istiyor ve bizim 8 manamız varsa o büyüyü kullanamayız. Sağ tıkla mana kullandıkça o küredeki mavi renk azalıyor.
Diablo'ya pek çok yönüyle adeta ilklerin oyunu diyebiliriz. O dönemler sıra tabanlı rpg-frp'ler moda iken, gerçek zamanlı olarak düşmanları öldürme, eşyalarını toplama ve karakterimizi güçlendirme metoduyla hack and slash'in sağlam bir temelini kurarak, zamanının çok ötesinde bir şeyler sunup insanları kendilerine bağlamayı bildiler. Sonrası da zaten gerek Diablo serisi özelinde, gerekse bu tür özelinde kendiliğinden geliverdi... Toparlamak gerekirse Diablo tam olarak neleri çok iyi yapmıştı:
- 3 ayrı karakter ve farklı oynayış stili
- Oyuncuyu hızlı save etme(kaydetme) alışkanlığına yönlendirerek, oyunun akıcılığının korunmak istenmesi
- O ünlü CHAR(karakter) ekranı
- Inventory'nin(eşya envanteri) sadeliği ve basitliği
- Yaratılmış onlarca büyü ve Spells(büyüler) sekmesindeki düzenlilik ve anlaşılabilirlik
- Bahsedilen tüm bu bölümlerin, oyun ekranına güzel bir şekilde yedirilmiş olması
- Experience ve karakter gelişim sistemi
- Alınan görevlerle(quest) birlikte derinleşen, oynayanı içine çeken hikaye anlatımı
- Kasabadaki unutulmaz npc'ler (Deckard Cain, Griswold, Adria The Witch, Pepin vs..)
- Oyunun karanlık atmosferi ve tasarım diline uygun Matt Uelman'ın elinden çıkmış muhteşem müzikler, özelikle de Tristram Theme
- Battle.net online servisi ile multiplayer oynama keyfi sunmuş olması
Oyundaki en harikulade noktalardan biri de, oyundaki zindanlardaki harita tasarımının her yeni oynanışta değişiyor olması. Yani tekrar sıfırdan başladığınızda harita rastgele bir şekilde değişiyor. Dahası oyun boyunca aldığınız bazı görevler bile... Mesela bu en sonki oynayışımda karşıma Curse of King Leoric veya Halls of the Blind quest'leri çıkmadı. Bu tür minik detaylar, sizi oyunu tekrardan oynamaya itiyor. Bu arada oyunda alabileceğiniz tüm quest'leri de şuradan görebilirsiniz. Haa, unutmadan şunu da ekleyeyim, bu oyunda Diablo 2 ve 3'teki gibi öldürdüğünüz yaratıklar tekrardan dirilmiyor(spawn). Dolayısıyla belli sayıda düşman olduğunu ve ilerledikçe tip, tür açısından çeşitlendiklerini ve yapay zekalarının da güçleri oranında arttığını belirtelim. Oyundaki favori düşmanım Blood Knight'lar, ne de olsa onlarda da bir knight'lık var. :) Yüce insan Lachdanan'a da selam olsun...
Sonlara yaklaşırken oyunun geniş hikayesini ve daha öncesinde olanları detaylı olarak merak edenler için aşağıdaki linkleri bırakayım:
Eveet, son sözlere gelirken, Diablo'nun hayatımda büyük bir yeri olduğunu, okçu ve savaşçı karakterleriyle defalarca oynadığımı, binlerce kez sol tıklayarak adeta "Diablo parmak kası" yaptığımı belirteyim. Bu ilk oyunda beğenmediğim noktalar açıkçası, karakterimizin koşamıyor oluşu ve bu durumun kasabada dolanırken epey vakit kaybettirişi. Keşke tüm npc'ler birbirine daha yakın mesafede olsalarmış. Bir de, daha fazla cutscene ile hikayenin görsel olarak desteklenmesini isterdim doğrusu. Bu oyundan sonra gelen Diablo 2 ve ek pakedi The Lord of Destruction çıtayı öyle bir yere koydu ki, bu sebepten bu oyuna 4,5 yıldız vermeyi uygun görüyorum. Eğer hiç Diablo oynamadıysanız, genel oynanışı kavramak adına ilk oyundan başlamanızı öneririm. İyi eğlenceler...