Dağdan esen rüzgar, bize berraklık getir
Denizden esen rüzgar, bize özgürlük getir.
Çölden gelen rüzgar, bize sükutu getir
Ormandan gelen rüzgar, bize hatırlamayı getir...
Uç ve uç...
Müzik eşliğinde okumak için ***scroll down pls!
Bir fiil içinde bulunmadığımda, sürekli içimde taşıdığım yerdeyim, Orda'yım. Bir matriks gibi tüm benliğimi çevrelemiş gibi Bura'sı. Bura'da olmayınca , soluğu burda alıyor düşüncelerim, uğruyorlar derhal. Ama burdayken ; tamamen fonksiyonsuz bir keder, hasret...melodram belki de!
Nafile! Yine diz, yine baş ve yanağa oturmuş bir aya.
Neyse ki müzik var, kulak arkası yapılmış sigaraya tutunan...neyse ki!
Suçlusu sensin zaman!
İçimizden geçen zaman.
İçimizden geçiyorsun zaman. İnsanlarla bizi kandırarak, mekanlarla bizi oyalayarak. Anlarda bizi kandırarak içimizden geçiyorsun. Biz de, anlardan geçmiş oluyoruz; kandırılmışlığımızın, oyalanmışlığımızın farkında olmadan.
Ki sonra ; Gelecek diye andığımız, gelmesi için beklediğimiz zamanlarımızın katili oluyoruz, şuanlarda, farkına varmadan.
Geleceklerimizi, geçmişin ayak basılmamış bakir topraklarına gömüyoruz, şuanlardan geçerek, farkına bile varmadan.
Zaman diyoruz, toprağa gömdüğümüz kendimiz oluyoruz.
Zaman adına kendi celladımız oluyoruz. Buralarda, oralarda, şuanlarda.
Şuanlarımızı öldürüyoruz; geçmişe dalarak, geleceği anarak.
Geçmiş ve geleceğin "sonsuz ve sınırsız şuan" dan ibaret olduğunu idrak etmeden şuanlarda ölüyoruz.
Serzenişim böyle işte sevgili steemit.
İşte böyle geçiyor zaman, hiçbir zaman ulaşılamayan oralar için, buralarda.
İşte böyle geçiyor zaman, elimizden tutmadan yüreğimizi okşamadan...ve kendimizden geçiyoruz.
İçeriğin kasvetini balanslasın diye eşlik eden; Danit; Cuatro Vientos.
İlgili link;
Esenlikler....
Resim kaynakları: Karalama defterim