Bir hafta sonu klasiği haline gelen orman ziyaretimde bu gün bir sürprizle karşılaştım. İki gün önce yağan kar hala erimemişti. Havanın soğuk olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur. Ama inanın iç üşümedim.
Biraz gezdim, biraz izledim, manzaranın tadını çıkardım, fotoğraf çektim, mantar baktım, kuşburnu topladım. Kısacası güzel zaman geçirdim.
Doğa ile ilgili size bir çok şey yazabilirim. Sadece nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Sanırım doğayı gerçekten anlamamı sağlayan ilk hikaye ile başlamak en doğrusu...
Tabi yaşama bu kadar hayran olmamın asıl sebebi içinde barındırdığı kusursuz döngülü yaşam. Hiç bir şey yabana gitmiyor. Çöp diye bir şey yok. Her ürün, her atık değerlendiriliyor. Her meyve, her atık başka canlının besin kaynağı. Bütün canlılar bir yaşam mücadelesi içinde. Her canlı kış ayının zorlu geçeceğini biliyor. Ona göre besin depoluyor, neslini devam ettirmeye çalışıyor. Hiç bir canlı gereksiz besin tüketiminde bulunmuyor. Bütün bu olaylar silsilesi ince bir çizgi üzerinden yüz yıllardır varlığını sürdürüyor. Bunu gözlemlemek ve farkına varmak, bir zamanlar bu düzenin bir parçası olan insanın doğaya saygısını yitirdiğini görmek ise acı veriyor.
Keşfedilmemiş, daha doğrusu insanın az ulaştığı yerlere gitmek daha çok hoşuma gidiyor. Ormanın asıl sahipleri orada yaşayan hayvanlar, bizler sadece ara sıra uğrayan misafirleriz. Bunun bilincinde olmak, yaban hayatı ziyaretlerimizde bunu unutmamamız çok önemli.
Bu ufak ayrıntı; doğaya duymamız gereken saygıyı bize sürekli hatırlatacaktır.