NEDEN OKUMUYORSUNUZ?
9 kişi görüyor, ama 20 kişi oy vermiş oluyor.
Yani oylayan kişiler gerçek kişiler olsa bile, sadece akışta görünen resmin yanındaki oy düğmesine (zile basan çocuklar gibi) basıp kaçıyor.
Zaman zaman yaptığımız içerikleri steemit okusun diye yazdığımızı düşünmeye başladım. 🙂
Aslında bu yazdıklarım kesinlikle bir dokundurma değil.
Zaten bu yazdıklarımı da çok kişinin okumayacağını – en azından şimdilik – biliyorum.
Paranın peşinden koşmakla ilgili herkesin hayat deneyimi, koşulları farklı olduğundan ona da bir şey diyemeyiz.
Hele bizim gibi Ortadoğu olmaya ramak kalmış ülkelerde ekonomik zorlukların insanları nasıl bunalttığını söylemeye gerek var mı?
Böyle steemit gibi platformlara, yalnızca „abi bi yer varmış facebook gibi, resim atıyormuşsun dolar kazanıyormuşsun!“ gibi bir şey duyup gelenlerin sayısının bu kadar çok olması hiç de şaşırtıcı değil.
İNGİLİZCE İÇERİK Mİ YAZSAM?
Eee, hep başkalarına laf söylemek olmaz.
Birazda kendime söyleyeyim.
İngilizce bilmiyorum ben.
Peki öğrenebilir miyim?
Uygun çevre olmadan zor.
Yani etrafınızda tane tane konuşan sabırlı İngilizler yoksa çok zor. 🙂
Adamlar mübarek makinalı tüfek gibi.
Bu konuda da fikirlerinizi sorayım, yola ona göre devam edeyim dedim.
İNGİLİZCE BİLMEDİĞİ HALDE YAZANLAR
Evet efendim, gelelim esas meseleye.
Gün gibi ortada, yalnızca ben değil, çoğu insanımız bilmiyor.
Bu beni hiç de rahatsız etmiyor.
Türkçeyi çok seviyorum.
Son derece bağlıyım dilime.
Kültürümüzde geleneklerimizde bazı bozulmalar oldu tabi son zamanlarda ama dünya yüzünde böyle zengin böyle tatlı bir kültür daha yok ki tüm zorluklarına rağmen Türkçe konuşarak dünyada var olmaya devam ediyoruz.
Edeceğiz de.
Ama bazıları kabuğuna sığmaz.
Ben öyle biriyimdir mesela.
Forumlarda, özellikle de çevirmen olarak ekmek parasını kazanan veya bunun eğitimini alan kişilerden daha çok olmak üzere, İngilizce yazmaya çalışanlara karşı acımasız bir alay etme durumu var.
Var efendim!
Hatta İngilizce bilmeyenlerle bilenler arasında gizli bir öfke bile var, derinden derinden.
Ne olacak peki bizim bu kabuğumuza çekilip ya üstümüze gülerlerse ya rezil olursak korkularımız?
Üstelik bu dalga geçmeler yabancı ülkelerdeki insanlardan gelse anlayacağım.
Hayır!
Doğrudan kendi içimizden kendi öz kardeşlerimizden, bizimle aynı dili kullanmakta olan arkadaşlarımızdan geliyor.
Hiçbir teşvik görmeden, İngilizce konuşmaya çalıştığı için dışlananlar mı ararsınız, taklidi yapılanlar mı ararsınız, önce bir beş yıl kursa git diyen mi ararsınız…
Neler neler!
BİRLİĞİN, BERABERLİĞİN, DOSTLUĞUN GERÇEĞİ
Birlik olmak bizden olmayan ölsün demek değildir.
Beraberlik birbirimizi teşvik ederek kazandığımız başarıları, topluma ve tüm dünyaya bağışlayabilme olgunluğumuzda yatar.
Dostluk evrenseldir, geleneklerimizde de biz, Yaratılanı Yaradan’dan ötürü severiz.
Özümüze dönmek böyle olur.
Bilim dili olduğundan, tüm dünyanın konuştuğu ve Türkçeyi de en güzel anlatıp tanıtacak araç yine İngilizcedir.
Eğer saplantılı karşıtlığımızı bir kenara bırakıp yeni bir şey yapıp başarılı olma ihtimali olan bizden kişileri desteklersek, Türkçe’ye ve güzel ülkemize işte o zaman gerçek katkıyı sağlamış oluruz.
Uzayan kol bizden tarafa olsun!
BU POST DİĞERLERİNE BENZEMİYOR MU?
Evet, bu post diğerlerine benzemiyor efendim.
Okuyan 3-4 kişi var zaten onların fikrini öğrenmek için yazdım.
Biliyorsunuz ki resimler yapıp aşama aşama fotoğraflarını çekip, aralarına da hislerimi yazıyorum.
Ama benden istenen genelde resmi nasıl yaptığımın tarifi.
Resim yapıyorsam resimle ilgili yazmam daha doğru diye düşünülüyor.
Çünkü moda bu, bir nevi popüler olan da bu!
Yazarım tabi basit basit cümleler.
„ Şuradan çizdim, buradan boyadım, şu renkle bunu karıştırdım – hatta daha gösterişli dursun diye- ultra marin ile deve tüyü background kullandım… falan yazabilirim.“
Ben de diyorum ki işin bu kısmını (havalı kısmını) hem İngilizce yazmaya çalışsam hem de Türkçe yazsam, yazının içine dağıtmam mümkün olmadığı ve ileri İngilizce gerektiren düşüncelerimi de alt kısma bir paragraf olarak eklesem nasıl olur?
Kim gülecekse de gülse de kurtulsak, önce ben güleyim bari! 😃