Sıcaktan uyuyamama günlerimiz başladı. Ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum ama bir araştırmada vücudun en iyi 16-20 derecede uykuya geçtiğini ve dinlenebildiğini yazıyordu. Diğer türlü sıcağın yarattığı etkilerle uğraşırken uyurken bile stres faktörüyle derin uykuya geçişi zor oluyormuş. Bu unuttuğum bilgi pek tabii gecenin bir yarısı uyku sersemi geldi. O an en akıllıca şeyin camı açmak olduğunu düşünebilirsiniz ama İstanbul'da yaşayanlar için bunun ayrı bir mücadele olduğunu söylemem gerek. Camı açtık, "oh hava" dedik, dememize kalmadan günün en ıssız saatinde bile ne kadar gürültülü bir şehir olduğunu hatırlatan sesler doluşmaya odaya. Sonuç; sabah şişmiş, uykulu gözlerle kovayla kahve içerek uyanmaya çalışmak oldu. Pek bir işe de yaramadı üstelik. Ne ayılabildik, ne uyuyabildik. Ve maalesef biliyoruz ki bunlar daha iyi günlerimiz. Geçen sene iş yoğunluğundan yerimizden kıpırdayamamış, tüm yazı burada İstanbul'da geçirmek zorunda kalmıştık. Geçtiğimiz iki günlük teaserdan belli olduğu üzere bu yaz da pek farklı geçmeyecek. İşin kötü yanı bu yaz da İstanbul'da kalacağız galiba.
Peki ben bunu niye anlatıyorum? Kişisel gündemimde bugün yıllar sonra ilk kez bir işe başvurmak vardı. Aslında düşününce sanırım hayatımda ilk defa işe başvurdum bugün. Öğrencilik döneminde iş görüşmeleri yaptığım olmuştu ama hiçbirine başvurmamıştım. Sonrasında da doğru düzgün görüşme de olmadı zaten. "Böyle bir proje var, gelir misin?" "Gelirim / gelmem". O kadar. Hepsi bir şekilde kendi geldi, beni buldu, refere edildim vs derken profesyonel hayatımda neredeyse 20 seneye devirdim. Son 10 senesi de kendi şirketimle uğraşarak geçti zaten. Ancak benim buradaki işimin, hayatımın yurtdışındaki hayatıma ne kadar katkısı olur tartışılır. O yüzden ufak ufak merkezi yurtdışında olan ve nispeten azalttığım kendi işlerimi azaltmamı gerektirmeyecek işlere bakmaya başladım. Hem süreçler nasıl işliyor öğreneyim, hem de gittiğimde CV'imde tanıdık bir isim görsünler diye. Gidebilirsek girişimcilik bir süre rafta kalacak anlayacağınız :)
Bu durum hem heyecanlı geliyor, hem de korkutucu. Heyecanlı çünkü benim için yeni bir şey, korkutucu çünkü benim için yeni bir şey. Mesleğim gereği kurumsal yapılarla dışarıdan iş yapmak dışında bir ilişkim olmadı. Geçenlerde erkek arkadaşım "Başkasının yanında çalışmayı nasıl yapacaksın bir düşün, ufak ufak psikolojik olarak hazırlan bence" dedi. Bence biraz abarttı ama bir yandan düşününce şimdiye kadar karar alma, uygulama gibi insiyatifler doğal olarak hep bendeydi. Bunun geçtiğimiz 10 yılda bende neleri değiştirdiğinden emin değilim. Değiştirmediğini düşünüyorum ama çok "söyleneni yap, geç" biri de değilim o yüzden düşündüğüm şeyle gerçekler ne kadar örtüşecek göreceğiz zamanla. Olmadı kendime başka türlü bir bağımsız yapı kurarım, ne yapalım kanımıza işlediyse de bağımsızlık, kaçacak değiliz :)
Ve bugün kovadaki kahvem, uykusuzluktan hülyalı bakan gözlerimle sabahın köründe yapacak daha iyi bir şey bulamadığım için aklıma yatan bir işe başvurmak için hayatımda ilk defa CV hazırladım. Önce bildiğimiz standart şekilde hazırladım sonra bitirdiğimi düşünüp, şöyle bir baktım üç sayfalık kağıda. Bu ben miyim şimdi? Pek bana benzemiyor. Kim bu kadın?! Sildim. Metin programını kapatıp, Photoshop açtım. Kendimce beni daha iyi yansıtacağını düşündüğüm sade ama renkli bir tasarım yaptım. Resmiyeti biraz hafifleştirdim girişine nasıl bir insan olduğumu anlamalarını sağlayacak bir takım cümleler yerleştirdim. Okulları, deneyimleri gruplayıp, sadeleştirdim. Bir daha baktım. Bu ben miyim? Daha benim evet! Başvurumu yaptım. Böylece Steemit'ten sonra "Bir girişimcinin iş arama serüveni" başlıklı yeni bir deneye de yelken açtım. Nasıl sonuçlanır bilmiyorum çünkü beklentilerim yüksek. Kendi işimi bırakmam gerektirmeyecek, yurtdışı merkezli olacak, yapılan işe inanabileceğim, bir şeyler katabileceğim bir şey istiyorum. Hep işverenler mi yüksek beklentide olacak canım? :) Seçeneklerim kısıtlı, şansım düşük ama olsun acelem, ihtiyacım yok. Bir deney yapıyoruz sadece.
Günün büyük çoğunluğunu CV hazırlama işiyle geçirdikten sonra anladım ki bugün benden hayır yoktu. Belli ki tembellik günü olarak tarihteki yerini alacaktı. Öyle ki Steemit'te benim alanımla alakalı bir yarışma gördüm. Katılsam diye düşündüm ama İngilizce yazmaya üşendiğim için, video yapmayı düşündüm. Neyin kafasını yaşıyorsam artık. Ne yazıyı yazdım, ne videoyu yaptım. Biraz daha kahve, biraz daha müzik, biraz daha düşünce... Bir de yağmur. Düşünceler yağmur gibi. Youtube'da bir kanal gördüm mesela. İnsan neden Kanada'da yaşayıp, tır şöförlüğü yaparken ağlamaklı şarkılar eşliğinde yolu çeker, kendine kanal açar ki? Neden kadınlar "Güzellik en büyük gücünüz ona iyi bakın" konulu yazılar yazarlar ki? İnsanlar çok mu konforlu, çok mu mutlu yaşıyorlar ki hayatlarında bir şeyler yapma gereği duymuyorlar? İngiltere'ye mi gitsek? Amerika'ya mı gitsek? Kanada'ya mı gitsek? Avustralya'ya mı gitsek? Kek mi yapsak? Yeni Zelanda nasıl? Yatırımcı vizesi çok mu sıkıntı? Dolar ne kadar oldu? Nutella bitti mi? Başım ağrıyor, eczane kapalı mı? Eczacı "kalın, mücadele edin" diyor, kazanamayacağın bir savaşa girilir mi? Bir kahve daha içelim mi? Sırt çantamızı alıp gidelim mi? Rotasız çıkıp, yol bizi nereye götürüyor görelim mi? Ne sakin bir gün. Ne dolu bir gün. Ne güzel bir gün. Her bir yağmur tanesine bir düşünce...