Bir süredir duruyorum. Sessiz, sakin duruyorum ve izliyorum. Sadece Steemit'i değil, hayatı da kendimi de. İnsanın kendini dinlemeye fırsat yaratmasının en önemli alışkanlık, yalnız kalabilmenin de en büyük nimet olduğunu düşünenlerdenim. O yüzden ara ara duruyorum, kafamı toplayıp revizyonlarımı yapıp hayata devam ediyorum yoluma. Bu revizyonlar bazen küçücük bazense devasa oluyor. Koşturmaların arasına sıkışmış detayları görüp, aynı şekilde devam etmek nasıl mümkün olabilir? Aynı şeylerden şikayet eden insanları anlayamıyorum. Aynı şeylerden şikayet edip, aynı şeyleri yapan insanlar da beni anlamıyor. Karşılıklı bakıyoruz birbirimize, anlaşamıyoruz. Anlaşmak için bir hamle yapmıyoruz. Aslında bu insanlarla olan ilişkim bu ülke insanıyla olan ilişkimin de tanımı gibi. Anlaşamıyoruz, anlayamıyoruz ama aksi için gerçek bir hareket de yapmıyoruz.
Steemit'e bakıyorum, siyasete bakıyorum, insanlara bakıyorum... Genel bir huzursuzluk ve umutsuzluk hakim. Hesaplar hacklenmiş, siyaset hacklenmiş, Twitter hacklenmiş, akıllarımız hacklenmiş... Hep başkası bir şey yapmış. Hep başkasının hayatına, hesabına, özgürlüğüne göz diken birileri olmuş. Birileri başkalarının peşine düşmüş, birileri de suçu başkasına atmış, birileri izlemiş, kimse üzerine düşene bakmamış. Tüm bunları daha önce milyonlarca defa duyduğuma eminim. Filmde olsak Matrix'teki gibi belli aralıklarla kendini tekrar eden dejavular içine sıkışmış karakterler olurduk ama yaşadıklarımız film değil, biz de karakter. İnsan olmak, karakter olmaya yetmiyor malum. Steemit'e bakıyorum, siyasete bakıyorum, insanlara bakıyorum. Uzaklaşıp baktığım dünyalarda gördüklerim farklı boyutlarda da olsa aynı çınlıyor zihnime. İrili ufaklı pek çok döngü kendi kuyruğunu kovalıyor sadece. Kazananlar, kaybedenler farketmiyor, kimi para kazanıyor kaybediyor, kimi koltuk kazanıyor kaybediyor. İsimler, cisimler değişiyor; huzursuzluk ve gündelik sevinçlerin yanında umutsuzluk sabit. Geriye hak, hukuk, adalet ve etik gibi kavramlar kalıyor. Herkes bu kavramlar hakkında ne kadar da çok şey biliyor. Etik kavramını yıllarca tartışan felsefeciler geliyor aklıma. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor; aklarla karaların tanımları değişiyor. Bizler de bu esnada sonuçları değiştirmeyecek kırıntılara umutlanıp, hayatımızı değiştirmeyecek kırıntılarla savaşıp duruyoruz. Sanki üzerimize doğru son hız gelen bir trenden kaçmak yerine ayağımıza batan küçük kıymığın peşine düşmüşüz gibi. "Yahu deli misiniz?!" diye bağırasım geliyor, susuyorum. Dedim ya daha önce yaşadım ben bunları, iyi biliyorum. Ne desem faydasız. İnsan kendi gelişimini, farkındalığını ancak kendi kazandığında anlamlı buluyor. Bazıları kendi yollarını keşfedecek bazıları ise başkalarının yollarında yürümekten heba olup gidecek biliyorum ama değiştiremiyorum. Susuyorum. Ben bu hayatta en çok kendi fikri olmayan, düşünemeyen insanlardan korkuyorum. O yüzden başkalarının fikirlerini değiştirmek için çabalamayı bırakıyorum. Bir süredir kendime revizyonlarımı bu konuda yapıyorum. Değiştiremeyeceğim şeyler için çabalamayı bırakıyorum. Değiştirebileceklerime bakıyorum, baktığım yerde de kendim dışında pek bir şey göremiyorum. Başkalarına, başkalarının yollarına bakarken kendini bulmayı, kendi olmayı, bir şeyler başarmayı bekleyen insanları anlamıyorum. Susuyorum. Tüm bu anlayamadığım insan gürühuna karşı bir şarkı söylüyorum sadece.
Kendinize ait olmayan yollarda kaybolmamanız dileğiyle...
cover photo source