Ağırlıklı olarak reklam alanında çalışıyorum ve ömrümün şu ana kadarki yarısı müşterilere çeşitli stratejiler geliştirmekle geçti. Kimine pazarlama stratejisi hazırladım, kimine büyüme stratejisi, bir başkasına sosyal medya stratejisi derken hep bir hesap kitap hali. İş hayatındaki şımarık marka yöneticileri ve girişimcilerden bunaldığımdan mıdır yoksa karakterimden mi bilinmez bu tarz meselelerden iyi anlamama rağmen kendim için hiç uğraşmadım. Ne kendim, ne de kendi markam için hiç plan yapmadım. Hatta sanki uzmanlığım hiç bunlar değilmiş gibi kendimle ilgili tüm konularda olabildiğine spontane takılırım. Bugün aklıma bir şey eser onun peşine düşerim. Yarın vazgeçer yılların emeğini sanki hiç olmamış gibi silerim. İşin kötü ya da bakış açısına göre iyi yanı erkek arkadaşım da aynı yapıda. "Hadi" dememiz hemen ardından bir şeye başlamamızı ya da bırakmamızı getiriyor. Kimse de demiyor ki "Ya bi dur da azıcık düşünelim." birimizin ağzından "A" çıksa diğeri elinde "B" aklında geri kalan tüm alfabe ile koşturarak geliyor. Her sabah günlük plan hazırlayıp, akşama mutlaka araya başka şeyler sıkıştırmış, bazen de tüm işi gücü bırakıp bambaşka bir şeye takılmış buluyoruz kendimizi. Mantıklı mı? Değil, ama eğlenceli 😅Sanırım ardında ne yaparsam yapayım şimdiye kadar bir şekilde amacına ulaşmış olmamın getirdiği ayrı bir tür şımarıklık ve kendini zora sokup, ona rağmen üstesinden gelmenin getirdiği adrenalin tutkusu var. Şehre sıkışmış insanlar olarak taş devrindeki atalarımız gibi dağa bayıra çıkıp, avlanarak adrenalin, heyecan ve tatmin duygusunu yaşayamadığımıza göre bu genetik mirası bu şekilde besliyoruz sanırım. Benim teorim o yönde en azından 😄
Steemit benim online dünyada yazdığım ilk platform değil. Bir takım başka sitelerde de yazmışlığım var. Hiçbiri için içerik çalışması yapmışlığım ise yok. Çünkü her ne kadar bazıları epey yoğun takip edilse de hiçbirinden maddi ya da manevi bir kazancım olmadı. Her birinde gene bir şekilde bilgi aktarsam, faydalı bir takım içerikler üretsem de hazırlama ve yazma sürecinde hep keyfime göre takıldım. Dedim ya ortada bir müşteri yoksa plan yapmıyorum diye... Ancak Steemit'te durum biraz farklı. En azından ben öyle hissediyorum. Açık söylemek gerekirse bugüne kadar yaptığım gibi kafama göre takılarak gün başına en az 3-4 yazı çıkarabilirim. İşin yazma kısmı da içerik üretme kısmı da benim için kolay. Gene aklıma geleni yazabileceğim bir alan bırakmak istiyorum ama işin aslı insanların burada okudukları yazılara "para" kazandırdığı düşünülürse benim içsel hezeyanlarımın, söylenmelerimin, fikirlerimin ötesinde bir şey sunmam gerektiğini de hissediyorum. Madem bir zaman ayıracak, madem bir maddi değer katacak okuyanlar, en azından o yazıdan akıllarında bir iki yeni şey kalsın ya da bir duyguyla ayrılsınlar, günlerine +1 katayım isterim. O yüzden de şu ana kadar kendimle ilgili hiç yapmadığım bir şeyi daha yapıp, kabaca bir içerik stratejisi belirlemek istiyorum. Tabii müşterilere günlerce çalıştığımız strateji hazırlama aşamasını ben şu an bu yazıyı yazdığım yarım saat içinde yapacağımdan biraz temel seviyede olacak ama benzer şeyi yapmak isteyenler için de fikir verir diye nasıl oluşturduğumu buraya yazarak faydalı olmasını umuyorum.
Her şeyin başı kendini "doğru" tanımak
Markalarla çalışırken de aynı şey geçerli, kişisel çalışmalar için de : her şeyin başı kendini tanımak. Neden önemli? Yemek yapamayan birinden yemek tarifi almak ister misiniz? Ya da hayatında uyuşturucu kullanmamış birinden mafyatik hikayeler dinlemek ister misiniz? Peki bisikletler hakkında fikri olmayan birinin "Dünyanın en pahalı bisikletleri" yazısını okur musunuz? Açıkçası sadece bu platform değil, tüm adına blog denen, sosyal medya denen mecralar bunları yapanlarla yani bilmediği şeyler hakkında yazanlarla dolu. Onlara bir de benim +1 olmama gerek yok.
Her ne kadar yüzeysel baktığımızda herkes birbirinin aynı gibi gelse de, herkes bu hayatta kendine dair, kendine özgü varlığıyla yer alıyor. Bizi biz yapan karakterimiz, eğitimimiz, bakış açımız, deneyimlerimiz, bilgilerimiz, ilgi alanlarımız, ilişkilerimiz, yaklaşımlarımız ve bunların toplamı bizi diğerlerinden ayırıyor. Yani bizi çoğunluktan ayıran şey aslında kendimize sorduğumuz "kimim ben?" ve "farkım ne?" sorularının cevabı.
"Sürüden ayrılanı kurtlar yer." atasözüne sahip bir ülkenin çocukları olarak farklılaşmak çoğu insan için korkutucu. Çünkü farklılaşmak demek yalnızlaşmak ve dolayısıyla amaca ulaşamamak yani başaramamak demek. Başarısızlıktan korkmamızın en büyük nedeni ise o taş devrinden kalma primitif beynimizin bunu bir "hayatta kalma mücadelesi" olarak görmesi. Oysa iş hayatında farkılılaşan markalar, hayatta da farklılaşan insanlar gerçek anlamda başarılı olurlar. Cem Yılmaz kendindeki topluluk önünde konuşma ve onları etkileme yeteneğini keşfetmeseydi ve bu yönde farklılaşmasaydı şu an büyük ihtimalle işsiz bir karikatürist olacaktı. Aynı şekilde Oğuz Aral da kendi çizgileriyle, karakter ve hikaye yaratma becerisiyle farklılaşmasaydı Avanak Avni gibi kendinden sonra bile efsaneleşmiş bir karikatürist olamayacaktı.
Peki herkes farklı mıdır? Aslında evet herkes kendi içinde eşsizdir ki bu da onu farklılaştıran özellikler demek ama gariptir az önceki paragrafta da bahsettiğim gibi insanlar toplum psikolojisi gereği farklılaşmak istemez, uyum sağlamak ister. O yüzden sosyal medyada aynı yerlerde aynı fotoğrafları çeken, selfie çılgınlığına gömülen, aynı tip kıyafetlerle gezen, benzer şekilde konuşan insanlar görürüz. İnsan psikolojisi biraz da genetiği gereği hayatta kalmak için uyum sağlaması, bir yere ait olması gerektiğini düşünür. Düşünür dediğim tabii primitif beyniyle. Primitif beyin içgüdüleri yönetir ve her ne kadar korteks dediğimiz modern beyne sahip olsak da modern hayatla pek anlaşamaz. Tüm aynılıklarımızın, mantıksız hareketlerimizin sebebi kendisi yani. Mantıksız? Evet mantıksız çünkü insanda bir de ego kavramı var ki bir yanı uyum sağlayıp, topluluk içinde bir yere sahip olmak isterken bir yanı da biricik olmak, dikkat çekmek ve farklı olmak ister. Neyse, konuyu çok dağıtmayayım ne demek istediğimi anladınız diye tahmin ediyorum. Özetle Steemit dünyasında daha uzun vadeli bir amacın, başarının peşinden koşuyorsanız bugün aynı isimli yarışmalara katılsanız, kazansanız da mutlaka ama mutlaka bir noktada farklılaşmanız gerekiyor. Farklılaşmayı başkalarının size yeni bir proje olarak getireceğini sanıyorsanız da çok yanılıyorsunuz. Size özel olan bir şey, dışarıdan gelmez 😉Bu konuda profesyonel olarak çalışan biri olarak benim önerim yarışmalarınıza katılın, ortak içerikler üretin ama bununla beraber sizi özel kılan içerikler de üretin. Tabii "bana ne!" ya da "sana ne!" de diyebilirsiniz, sizin bileceğiniz iş, ona diyecek lafım yok 🙂
Gelelim asıl meseleye... İçerik diyorduk, kendimizi tanımak diyorduk. Madem benim içerik stratejim bu, ufak ufak benim hakkımda çalışalım.
Kimim ben?
Yaklaşık 20 yıldır yaratıcı sektörlerde çalışan, kendi şirketine sahip, hem müşterilere projeler üreten hem de kendi projelerini gerçekleştiren biriyim. Yani ;
- yaratıcı sektörleri
- reklamcılığı
- pazarlamayı
- filmciliği
- girişimciliği
- proje üretmeyi ve geliştirmeyi
- ekiplerle çalışmayı
- iş dünyasını
- sosyal mecraları
profesyonel düzeyde bilirim. Dolayısıyla bu konu başlıklarının hepsi benim içerik stratejim içinde yer alabilir çünkü bu konularda deneyimli ve bilgili olmak ilgili insanlara bir şeyler katabileceğim anlamına geliyor.
Ayrıca kişisel hayatımda;
- sanatı
- psikolojiyi
- teknolojiyi
- yeni şeyler öğrenmeyi
- araştırmayı
- okumayı
- izlemeyi
- müziği
- zeka pırıltısı olan insanları ve çalışmalarını keşfetmeyi
- seyahat etmeyi
- yazmayı
- ve bolca düşünmeyi
çok severim ki bunlar da aynı şekilde üreteceğim içeriklerde yer alabilir.
Tabii ki bu kabaca yazdığım başlıklar "yer alabilir" anlamına gelse de reelde işe yaramayabilir. Örneğin seyahat etmeyi çok seviyorum ama pek gerçekleştiremiyorum. Son bir senede gittiğim tüm şehir dışı ve yurt dışı gezileri iş sebebiyleydi şehri bile göremeden döndüğümü bilirim. O yüzden seyahati seviyor olmam seyahat/gezi yazıları yazabileceğim anlamına gelmiyor. Muhtemelen uzun süre de yazamayacağım bu sebeple. Aynı şekilde müziğe çılgıncasına aşık olsam da benim müzik keyfim yeniliklere çok açık değildir. Hemen her tür müziği sevmeme rağmen aynı isimleri, şarkıları yıllarca dinleyebilirim. Şu ara popüler olmuş bir şarkıyı hayatım boyunca hiç duymayabilirim ya da bir sene sonra öğrenebilirim. Yeni müzikleri keşfetme derdim olmadığı ve kendim de müzisyen olmadığım için bu konuda yazacak pek bir şeyim olduğunu düşünmüyorum. Daha doğrusu yazsam bile kimseye bir katkısı olacağını düşünmüyorum o yüzden arada çok paylaşmak istediğim bir şey olmadığı sürece bu konuda çok yazmak niyetinde değilim.
Ne yazsak?
Şöyle bir başlıklara baktım şimdi tekrar ve neler yapabileceğimi düşündüm. Zaman içerisinde eklemeler, çıkarmalarla oturup, gelişecektir ama ilk aşamada haftalık içeriklerim içerisinde şöyle bir düzen oluşturmaya karar verdim.
Filmlerle Hayat Dersleri : Sinema / filmcilik profesyonel hayatımın bir parçası. Bu konuda bir şeyler yapmak istiyorum ama film eleştirisi asla değil. Film eleştirisi öyle bir "film izledim, fikrimi yazdım" kadar basit bir iş değil. Her gün malum siteler üzerinden şuursuzca, bilgisizce yazılmış pek çok yazıya maruz kalıyorum zaten. Buna katkıda bulunmaya niyetim yok. Ancak hem psikolojiyle ilgilenen, film yapımını iyi bilen ve içerden biri olarak senaristlerin ya da yönetmenlerin ince ince derinlere yerleştirdiği anlamların peşine düşüp, bunlar hakkında yazabilirim. Her hafta bir filmden, diziden, kısa filmden ya da sahneden hepimizin hayatına yapılmış göndermelere bakıp, biraz düşünmemizi sağlayacak yazılar hazırlayacağım.
Yaratıcı Sektörün Yeteneksizleri : Steemit'de hesabımı ilk açtığımda kendimi tanıtan bir yazı hazırlamış ancak kimliğimi net bir şekilde söylememiştim. Anonim kalmak istememin nedenini de sektörel bir takım saçmalıklar hakkında yazabilmek olarak açıklamıştım. İş hayatında her ne kadar kendilerine karşı net bir tavrım ve hemen hemen hepsinin yüzlerine söylemişliğim olsa da arkada dönen hırsızlık, arakçılık, yalancılık, yavşaklık, yalakalık, ayak kaydırmacalık odaklı olayları sektör dışına pek çıkmıyor. Kemik kırılır, yen içinde kalır hesabı herkes bir şekilde birbirine muhtaç diye düşünüldüğü için sessiz kalınıyor. Neyse ki benim kimseye muhtaçlığım yok 😉O yüzden bu seride de sadece sektörü ilgilendiren iç olayları değil belki ama en azından dışarıya yansıyan, yansıtılan kısımları dilim döndüğünce bir anlatayım. Hangi işler yurt dışındaki hangi işlerden arak, olayların arkasında ne var gibi bir takım gıybetlerim burada yer alacak.
AppRadar : Aslında bir süre önce ilk yazısını yazıp, sonra bir daha yazmadığım bu başlığa her hafta bir içerik hazırlamaya karar verdim. Gündelik hayatta kullandığım, keşfettiğim, hayatı / işi kolaylaştıran uygulamaları bu seride yazacağım.
Meet The Talent : Geçtiğimiz günlerdeki "Topluluğa dahil olma" yazımda platform üzerindeki insanları keşfe çıkacağımı, yeni insanları takibe alacağımı, bunun benim için ne kadar ve neden önemli olduğunu anlatmıştım. O yazıdaki yorumlarda ,
ve
'nun verdiği fikirle haftalık olarak bir yazı içinde kendimce o hafta beğendiğim kullanıcıları, yazıları derleyip, toparlayacağım.
Ayrıca girişimcilik, reklamcılık ve filmcilik üzerine de mini seriler hazırlayıp daha derli toplu halde yazacağım. bir iki gün başlıkları bir düşünüp planlayayım bakalım. Bunun dışında film yapımı, reklamcılık ya da pazarlama ile ilgili aslında daha kademeli şekilde bir şeyler öğretmeye yönelik, tekniğe dayalı içerikler de hazırlayabilir miyim diye bakacağım. Aslında hazırlayabilirim ancak zamansal olarak imkanım olur mu onu zaman gösterecek.
Benim düşünemediğim, sizin aklınıza gelen "şunu da yaz, şunu da anlat" dediğiniz şeyler varsa yorum olarak bırakabilirsiniz.
Yarın serinin hedef belirleme yazısında görüşmek üzere!