Denizli'ye tiyatro grubu olarak yaptığımız #gezi'ye devam ediyorum. Her şey kendimiz bile beğenmediğimiz bir tiyatro oyununu Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu'na (DBŞT) gönderdiğimiz bir video ile başlamıştı. Giriş yazımda bahsetmiştim.
Tüm hazırlıkları tamamlayıp yola çıkmak için bilet almaya yeltendiğimizde 7 kişilik ekipte kimsenin cebinde üç kuruş olmadığını fark ettik. Oyun hazır, oyuncular, kostümler, harika bir yolculuk planı... Para yok. :) Bürokrasiye başvurduk. İlçe yönetiminden bize yolluk ödenek çıktı. Tesadüf ki tam da biletlerimizin tutarı kadar çıkmıştı! Okul müdürü, cebinden bir tomar parayı çıkarıp bilet parası kadar sayıp elimize tutuşturdu ve gidebilirsiniz dedi! Neyse dedik, yola çıktık.
Çok ilginçtir ki ne zaman uzun bir yolculuğa çıksam telefonum bozuluyor, kullanılamaz hale geliyor. Bu yüzden yanımda yedek bir telefon taşırım yolculuk esnalarında. Denizli'ye otobüs yolculuğumda önümde bir kadın ve kucağında bir kız çocuğu oturuyor. Arada bir ağlıyor, annesini emiyor ve pış pış eşiliğinde uyuyor. Saat gecenin 3'ü. Bir saat sonra mola var. Annesi yine pış pış yaparak bebeği uyutmaya çalışırken bebekle beraber ben de uyuyorum. Elimde telefon ve uyuduğum için yarım kalmış bir şiir. Telefonum bozulduğu için şiir şu an yok.
Şehre vardığımızda otogardan belediyenin bir çalışanı gelip aldı, Pamukkale'de bir otele götürdü bizi. Küçük odaları vardı; fakat şirin bir oteldi.
Yorgun argın otele vardığımızda bizi karşılayan bu manzarayı görünce biraz olsun kendimize gelebildik ve iyi bir şey yaptığımızı anlamaya başladık. Artık bir tomar paranın içinden cımbızlanan yol parasını unutmuştuk. Odamızı gösterip bizi kahvaltı salonuna aldıklarında ise artık büsbütün: "Yaşasın DBŞT." olmuştuk. :))
Kahvaltı bittikten sonra karnımızı ovarak birbirimize bakıp gülerken güzelleri güzeli, genç bir öğrenci geldi ve bizimle ilgilenmesi için görevlendirildiğini söyledi. Kahvaltımız bittiyse artık vali ve belediye başkanını ziyaret edebilirmişiz.
Bizim gibi festivale katılan 18 grup vardı. Tunus, İran, Fas Hollanda, Azerbaycan, Muğla, Aydın, Ankara, (Biz) Ağrı ve hatırlayamadığım diğerleri, toplanıp iki yarım otobüsü doldurduk. İlk durağımız ve her zaman için buluşma noktamız olan ve oyunlarımızı sergileyeceğimiz Çatalçeşme Oda Tiyatrosu oldu.
Çatalçeşme Oda Tiyatrosu Atölyesi
Burada toplanıp tanışıyorduk, kaynaşıyorduk, oyun salonunda ekipler provalarını ve hazırlıklarını yaparken heyecanla bekliyorduk. Şehir gezilerine kimi zaman beraber, kimi zaman gruplara ayrılarak çıkıyorduk; fakat burada toplanıp otele hep beraber gidiyorduk. Neyse, burada kısa bir süre bekledikten sonra vali ve belediye başkanını ziyarete gidip festivalin açılışını yapmak için her gruptan birer temsilci seçtik ve makamlara doğru yola koyulduk. Önce vali ile buluştuk sonra belediye başkanı ile. Toplantı salonlarına girerken elimize Denizli sembollerinden oluşan hediyeliklerle dolu birer çanta verdiler; havlu, horoz, birkaç tanıtım broşürü, üzerinde tiyatronun logosu olan bir şapka... Salonlarda beklerken bize meşhur gazozlarından ikram etmeye de unutmadılar.
Bizim oyunumuzu festivalin son ikinci günü oynanacak şekilde sıraya koymuşlardı. Bu yüzden hem bir sürü oyun izleme fırsatı yakaladık hem de şehri bol bol gezme fırsatı elde ettik. Sonlara doğru oynayacağımız ve özellikle Türkiye'nin doğusundan gelen bir grup olduğumuz için beklenti ve merak yüksekti. Bunu hissedebiliyorduk. Bazen de kulak misafiri olup duyabiliyorduk. :)
Her şeyin çok güzel gittiği bir #gezi'den notlar yazmaya bu gün için burada son vereyim. Yine en güzel yerinde mi bitirdim, nedir? :) Sonraki bölümde görüşmek üzere efendim.
Sevgiler.
Fotoğrafların kullanım hakkı