Merhabalar,
Bu yazıya bir önceki yazıda kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ne demiştik? Otel demiştik!
Bitmeyen Koridorlar
Söylediğim gibi ben bu kadar büyük bir otelde hiç kalmamıştım. 255 dönümlük bir araziye uzanan otelmizin 1501 tane odası var. Tabi ki bu dönüm bizim bildiğimizden değil o yüzden bu birimi kilometrekareye çevirmekte fayda var. Kısacası otelin büyüklüğü 1 kilometrekareden biraz fazla. Bunun yanı sıra otel; 4 havuza, 2 voleybol (biri olimpik) 1 basketbol sahasına, 18 delikli golf kortuna, kendine özel göle (bu gölde balık da tutabiliyorsunuz) ve 15'den fazla restorana ve bara sahip. Sayarken ben yoruldum. E o zaman şu gölün manzarasını bir paylaşalım değil mi?
Bazı arkadaşlar palmiye ağacı görmekten sıkıldı sanırım. Bu resmi onlara hediye ediyorum :))
Konferansın verdiği yorgunluktan olsa gerek otele girdiğimde büyüklüğünü çok da farketmedim açıkcası. Ama bu fikrim asansörden odama doğru giderken değişmeye başladı. Koridorlarda kaybolmamı bir kenara bırakın otelin içerisinde bu kadar yürüyeceğimi hiç mi hiç tahmin etmemiştim doğrusu. Yok canım sen de diyenler için odanın önünden başlayıp asansörlere gidişimi gösteren hızlandırılmış bir videoyu da iliştireyim şuraya...
Hangi havuza girmek istediğimi seçmek zor olsa da kendime su fışkiyesi olan bir havuz buldum. Pratik Türk zekasının getirisi olsa gerek "yahu arada rüzgar eser bu fışkiyeden bana biraz su serpişir" düşüncesiyle serdim havlumu şezlonglardan birine. O esnada çektim bu diğer fotoyu. Haklı da çıktım arkadaşlar. Ara ara serinletici su partikülleri geliyordu vücuduma. Ohh nispet yapmak gibi olmasın ama keyfim nasıl da güzeldi :)) Otelden havuza çıkan yolun koridorlarında otelin inşaatı esnasında çekilen fotoğraflardan bir nevi ufak sergi yapmışlar. Oradan aldığım bilgiye göre otelin inşaası tam 4 sene sürmüş. Geçtiğimiz senelerde de tekrar bir inşaatla 300 küsür oda daha eklemişler. 1200 oda yetmemiş anlaşılan.
Havuz sonrası otelin lobisinde daha fazla vakit geçirmeye karar kıldım. Bir yerlerden kulağıma kuş sesleri geliyordu fakat sesin kaynağını bulamıyordum derken arkamı döndüğümde büyükçe bir kuş kafesi olduğunu farkettim.
Otelin lobisinden daha da fazla resim paylaşmak isterdim ama sizleri resme boğarak bu yazıyı daha da uzatmak istemiyorum. Onun yerine size Orlando'ya ilk geldiğimde başımdan geçen bir hikayeyi anlatacağım.
İlk Orlando Yolculuğum
Sene 2011, Ocak 3.
Kışları çok soğumasa da Ocak ayı olmasına rağmen hava hala sıcak sayılırdı. 24 dereceyi gören sıcaktan bunalmış, otobüs durağında yapacak bir şey de bulamamıştım kendime. Arkadaşım çoktan Washington DC'den bindiği uçakla Orlando'ya varmıştı ama ben gereksiz bir otobüs seferi iptali yüzünden bir sonraki seferi beklemek zorunda kalmıştım.
Akıllı telefonların çok da kullanılmadığı senelerdi o zamanlar. Ben de etraftaki insanları süzüyor, burada uzun yol otobüsüne binen insan profilinin bizimkisinden ne kadar da farklı olduğunu düşünüyordum kendi kendime. En genç yolcu ben olabilirdim. Bir daha baktım etrafa. Evet kesinlikle bendim...
O esnada bir grup insan belirdi otoparkta. 30 kadar kişinin hepsi turuncu tulumlar giymişlerdi. Sırtlarında D.O.C. yazıyordu. Neydi acaba bu? Ne demekti? Aklıma ilk gelen bunların bir şirket çalışanı olmasıydı. Belki de büyük bir oto tamircisinin çalışanlarıydı. Bineceğim otobüs sonunda bekleme salonu önüne parketti. İlk ben bindim otobüse. Benden sonra bu gruptan insanlar binmeye başladı. Birkaç dakika sonra otobüsteki herkes turuncu tulumuyla oturuyordu. Bir portakal kasasındaki elma gibiydim adeta. En son 50 yaşlarında birisi yanıma oturdu. O da turuncu değildi, iyi bari dedim kendi kendime.
Otobüs yola çıktıktan bir 15 dakika sonra yanımdaki yabancı benle konuşmaya başladı. Bana dönüp şunu sordu.
Genç adam, ben seni hiç görmedim. Yeni misin sen?
İlkten benle konuştuğunu anlamasam da sonrasında toparlayıp şöyle dedim.
Ben DOC ne demekse orada çalışmıyorum...
Yaşlı adam gülümsedi. Biraz da ti'ye alarak "sen buralardan değilsin herhalde..." dedi bana. Evet değilim de bunun şimdi ne alakası var dememe kalmadan başladı ihtiyar anlatmaya.
D.O.C. department of corrections demekmiş. Yani uzun lafın kısası, hapishane. Aslında öncesinde gördüğüm de bir kısaltma ama mahkumlarla beraber otobüse bineceğim aklımın ucundan geçmediği için beynimde o bağlantıyı kuramadım. Otobüse binen bu 30 portakal aslında birer suçluymuş ve hepsi bugün tahliye olmuşlar. Orlando'daki transfer merkezine gidip ordan da trenle Amerika'nın dört bir yanına dağılacaklarmış.
Bunu duyduğumdaki şoku dahi atlatamadan ihtiyar kendi suçunu anlatmaya başladı. 2 sene boyunca hapis yatan amcamızın oğlu bir kuyumcu tarafından öldürülmüş. Bu da intikam almaya niyetlenmiş. Bir insanın canını alamayacağını anlayınca da adamın kuyumcusunu havaya uçurmaya karar vermiş. Kuyumcunun önüne C4 yerleştiren amcamız keyif olarak da izleyeyim demiş patlamayı. Fakat patlamanın etkisiyle olay yerinde baygınlık geçirince, polisler de alıp götürmüşler ihtiyarı.
2 sene hükmün ardından 160 bin dolar para cezası almış ve sonunda tahliye olmuş. Bunları anlattıktan sonra kızını aramak için telefonumu istedi. Telefonumu verdim fakat vermez olaydım. 30 mahkum olan otobüste telefonla konuşmak isteyenler adeta bir halk ekmek kuyruğu oluşturdu. Ailesini aramayan kalmadı. Korku dolu anlar sonrasında varmıştım Orlando'ya. Bu da bu hikayemizin sonu oluyor efendim. Gezi yazımıza geri dönelim :)
Arkadaşlar!
Orlando'ya geldiğimde farkettim ki benim Florida'da hala çok fazla arkadaşım var. 5 günde 5 kişi gördüm fakat bir 5 kişi daha görebilme ihtimalim vardı. Bu yazıda sadece 2 arkadaşımla buluşmalarımdan bahsedeceğim. İlki benim New Jersey'den tanıştığım bir arkadaş. Şiir dinletisine gelen arkadaşlara not olarak şunu söyleyeyim. Bu arkadaş o gün benle beraber uçağa binen kişi :)) Kendisi sırf ben geliyorum diye mangal almış. Arabasına bir güzel yükledik onu...
Mangalı aldık kebap yapmak olmaz mı? Bana hiçbir şey yaptırmadı sağolsun. Tavuk şiş, adana, ve acılı ezme. Eşi de yeşil mercimek çorbası yapmış. Tavsiye ederim çok güzel oluyormuş. Bizde genelde yemeği yapılıyor.
Bu arkadaşta bir gece kaldım ve otele geri döndüm. Diğer gün başka bir arkadaşım geldi. Onla da Orlando merkeze yakın olan Eloa gölüne gittik. Şansımıza o gün orda kermes gibi bir etkinlik varmış. Bol bol fotoğrafladık etrafı. Birkaçını burada paylaşıyorum.
En son gelen bu arkadaşla sonrasında Tampa'ya gittik beraber. Tabi ki amaç yine birisiyle görüşmekti. Orlando gezisinin devamı olarak haliyle Tampa gelecek arkadaşlar. Fakat bu yazı burada sonlanıyor :)