Merhabalar arkadaşlar!
Bugünkü yazımla Orlando gezisini de tamamlamış oluyorum. Aslında bu yazı Orlandoyla alakalı değil ama gezinin devamı olduğu için part 3 olarak yazmaya karar verdim. Tampa, Orlando'ya 45 dakika uzaklıkta başka bir Florida şehri. Şehir merkezine gitmediğimiz için Tampa gezisi yazısını başka zamana iteliyor ve sizlere ufak Tampa bilgileri vererekten burayı şimdilik atlıyorum.
Bu resmi Tampa'ya ilk gittiğimde çekmiştim. Umarım bir daha giderim ve daha güzel resimler çekerim.
Tampa; alkol yasağının hala geçerli olduğu yıllarda en çok alkol satılan şehir olarak öne çıkarken, bir zamanlar death metalin başkentinin burası olduğunu düşünmek insanın kafasını karıştırıyor. Tam bir tatil beldesi havasında olan şehirde şimşek fırtınalarıyla karşılaşmak da bir hayli mümkün. Dğnyada bir havayolu firması tarafından gerçekleştirilen ilk tarifeli uçuş da 1914 yılında Tampa'ya iniş yapmış. Bunun yanı sıra şehir "Cigar City" yani puro şehri adında da biliniyor. Nnedeni ise zamanında gelen göçmen grupları arasındaki Kübalıların yoğunluğu. O zaman bu enteresan bilgiler ışığında Tampa'nın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Ybor City'e doğru açalım yelkenlerimizi.
Ybor City
1880'lerde italyan, ispanyol, alman ve kübalı göçmenlerin doluşarak kurduğu şehir bunu takip eden 50 sene içerisinde çok büyümüş. Puro fabrikalarının da yardımıyla nüfusu ve ekonomisi büyüyen şehir aynı zamanda puro içmek isteyenler için de vazgeçilmez bir lokasyon haline gelmiş. Bu mahalle Vicente Martinez-Ybor tarafından kurulduğu için de ismini Ybor City olarak koymuşlar. Zaten buralara kadar gelip bütün şehre ismini veren purodan da içmemek olmazdı. Sigara kullanmıyorum ama puro içmek biraz keyif işi.
Eski puroculardan kim kaldı?
1930 sonrası, puronun popülaritesini kaybetmesi ve dünya savaşının da etkisiyle büyük rakamlarda göç veren şehir, 1970lere gelindiğinde adeta terkedilmiş bölge haline bürünmüş. 1990lar ve 2000lerin başında gerçekleşen yenileme çalışmalarıyla eski fabrikalar gece kulübü ve eğlence mekanlarına çevrilmiş ve bunun da etkisiyle genç nüfus bu eski şehre akın etmeye başlamış. Günümüzde Karaköy'ün geçirdiğine benzer bir değişimi bundan yıllar önce gerçekleştiren Ybor City, kısa sürede eski şanını geri kazanmış. Şu an tarihi 7.cadde üzerinde birçok mekan görebiliyorsunuz. Bir de çok güzel pizza yapan yerler var, onlardan birinde de durup ufak bir iki atıştırdık. Canınız çekmesin diye pizzayı koymuyorum ama mekanın bir fotoğrafını paylaşayım.
Buranın sahibi de Türk çıktı iyi mi... :))
Sokaklara geri dönecek olursak. Bu şehir size Kübadan ufak tatlar veriyor. Merkeze yakın eskiden puro fabrikalarının kullandığı bu antrepolar/depolar şimdilerde restoranlara ev sahipliği yapmakta. Ben de onlardan birini fotoğraflamışım. Fotoğrafı aşağıda görebilirsiniz.
Ybor city hakkında daha fazla bir şeyler okumak için internette gezinirken de şu fotoyu buldum. ilginçtir ki fotoğrafları çektiğimiz açılar çok benzer. Bu sayede bire bir karşılaştırma yapmak mümkün oldu. Bu binada ufak değişiklikler göze çarpsa da restorasyonun ne kadar temiz yapıldığına dikkatinizi çekmek isterim. 200 seneden fazla bir tarihi olmayan bu şehirde bu kalitede restorasyon yapılabiliniyorsa güzelim ülkemizde neler yapmamız lazım neler...
Kaynak: yborcityonline.com
Bu binanın hemen yanında şehir merkezini simgeleyen bir başka bina yer alıyor. Hava derecesi 30larda olmasına rağmen sokaklarda çok fazla insan görmedim. Hava sıcaklığı demişken sizlere bir başka Tampa bilgisi olarak da şunu da paylaşayım. Her ne kadar Floridada yer alsa ve yılın 12 ayı sıcak olsa da Tampa'da hava sıcaklığı hiçbir zaman 40 dereceyi bulmamş. Bu bilgi bana çok ilginç geldi gerçi nemden dolayı 30 derece bile 40 gibi hissetiriyor :)
Yine mi palmiye? :)
Biraz daha ilerlediğimizde sokaklar biraz daha canlandı ve canlı müzik sesleri duyar olduk. Biraz da çay bahçesi havasında çevrelenen mekanlar arasından geçerken yeni yeni nargile kafelerin açıldığına da şahit olduk açıkcası. Su partikülleri üfleyen serinleticileri de eksik etmemişler :) Ybor city sokak sanatı sevenlerin de kesinlikle gidip görmesi gereken bir şehir.
Tampa'da bir de çok ünlü Salvador Dali müzesi yer almakta ama günübirlik geldiğimiz için oraya gitmek nasip olmadı. Onu da artık bir sonraki ziyaretimde görmek zorundayım. Otelden ayrılırken gidemeyeceğim için çok üzülmüştüm fakat Ybor City'i görünce çok da kötü bir karar olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Eşsiz mimarisi, tarihi sokakları, puroları, pizzları ve eğlence mekanlarıyla bizlere samimi bir misafirperverlik gösteren bu şehirle de vedalaştık gün sonunda. Biraz kısa da olsa Orlando gezisi yazı serisinde özel bir bölümü hakeden bu sevimli şehri beğenmişsinizdir umarım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,