Merhabalar!
Bir önceki Fort Lauderdale yazımızın devamı niteliğinde olan Miami gezi yazısına da böylece giriş yapmış olduk. Miami hakkında çok da bilgi vermeye gerek yok diye düşünüyorum ve her zaman büyük şehirler için yaptığım gibi ortadan giriyorum yazıma.
Rüzgar o kadar tatlı esiyor ki insanın bir dizini yere koyup evlenme teklif edesi geliyor...
Miami denince akla sahiller, palmiye ağaçları, jet skiler, yatlar ve mayolu insanlar geliyor degil mi? Ama ben ne yaptım? En yakın sanat müzesini bulup hemen bir bilet aldım. Zaten birkaç yazımı okuyan herkes böyle bir hareketi beklerdi benden. Aslında buraya sanat için gelen bir tek ben de değilim. Miami açıkcası büyük bir sanat bölgesine sahip. Wynwood adında olan bu sanat köyünde birden çok müzenin yanında duvarları süsleyen birbirinden güzel grafitiler de görmek mümkün.
Anonim artistimizden "Kaç para lan bir duvar?" adlı çalışma. Bu graffitiler her gittiğimde değişiyor. Graffiti sevenler için şu yazımı da buraya bırakayım.
Daha öncesinde Wynwood bölgesine gittiğim için bu sefer farklı olarak Perez sanat müzesine gitmeye karar verdim. Geçtiğimiz günlerde 35. yaşını kutlayan müzenin mimarisi tek kelimeyle mükemmel.
Kendim uzaktan fotoğrafını çekmediğim için bu güzelliği başka bir kaynaktan sizlerle paylaşıyorum.
Kaynak:Wmagazine
O kadar çok paylaşmak istediğim şey var ki bunu bir yazıya sıkıştırarak size eziyet mi ediyorum bilmiyorum. Bu gezi yazısını bir daha ikiye de bölmek istemiyorum. Eğer çok uzun olduysa şimdiden beni affedin. Lafı da çok uzatmadan müzemize geri dönelim.
Modern sanat denince akla tek bir eser gelmez. Bunun nedeni aslında modern sanat çatısı altında birden çok eserin bir araya gelmiş olmasındandır. Bu kadar çok fazla tekniği. eseri, malzemeyi ve sanatçıyı bir çatı altında topladığınızda öne çıkan isimleri olmasına rağmen dönemi net anlatan bir sanatçısını dile getirmekte zorlanıyor insan. Perez sanat müzesine gitme kararı aldığımda bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu aslında çok da anlayamamıştım. Müzede birçok eser olmasına rağmen ben sizinle sadece 1 tanesini paylaşacağım. O da aşağıda gördüğünüz eser.
Liliana Porter - El hombre con el hacha y otras situaciones breves
Ölçeği ve karmaşıklığıyla, El hombre con ot otitat situaciones breves, Liliana Porter’ın bugüne kadarki en iddialı projelerinden biridir. Bu eser, sanatçının son 30 yılda Porter’ın eserlerinde art arda ortaya çıkan birçok karakteri barındırmasının yanında, içerisinde onlarca zamana ithafen konuşlandırılan saatlerle de ilgi çekiyor. Bu eserin ismi sağda ufacık gördüğünüz elinde baltasıyla duran figürden geliyor. Esere bakan gözler toz büyüklüğündeki parçacıklardan, kırık çinilere, hasarlı heykelciklerden tabaklar ve sandalyeler içeren daha büyük nesnelere ve en son olarak tam boyutlu bir kırık piyanoya takılıyor.
Çok "çekici" bir eser.
Porter’ın bu tekniğinin merkezinde bir zaman soruşturması ve zamanı insanlara anlatma içgüdüsü var. Zaman geçtikçe, insanların hayatlarında yaptıklarının etkisini lineer bir şekilde ortaya koyan bu eserin anlamı aslında çok basit. Hayatımıza başladığımızda çekici vuran adam gibi olmamıza rağmen, yaşanmışlıklarımızla, hatıralarımız ve biriktirdiklerimizle ilerde çok daha komplike kararlar alıyor ve hayatımızı değiştiren ufacık bir sürü aksiyonda bulunuyoruz. Hayatımıza, genelde bu süregelen eserin dikey kesitleri halinde baktığımızdan, sanatçı bakış açımızı değiştirmek için bu güzel eseri yaratmış. Evet günlük sanat dozumuzu da aldığımıza göre bir sonraki durağımız olan Miami sahiline doğru yola çıkalım. Öncesinde bir çay alıp müzenin bahçesinde dinlenmeyi de unutmadık.
Buraları dedem kumarda kaybetmiş pozu.
Çayımızı bitirdikten sonra arabaya atlayıp sahil yoluna koyulduk. Miami gerçekten de büyük bi şehir o yüzden gitmeyi düşünenler varsa en az 4-5 gün ayırmalarını öneriyorum. South beach buranın en ünlü sahili. Aslında ben daha tenha bir sahile gidecektim ki ya yazarım ben bunu aslında diye düşünüp arkadaşı ikna ettim.
Burada bol bol instagramızı süsleyecek palmiye ağacı fotoğrafını çekmeniz mümkün olacaktır.
Sonunda arkadaşımla sahile ulaştık. Bizde de turkuaz sahiller olmasına rağmen burda rengin kontrastı biraz daha farklı. Sanırım kumların beyaz olmasından kaynaklı bu durum. Kumlar ayrıca beyaz olduğu için de ısınmıyor ve böylelikle üzerinde yürümek de işkenceye dönmüyor. Sahile gelmenin şebekliğiyle de aşağıdaki fotoğrafı çektik.
Insan güzel yere gidince resimler de güzel olmuyor mu arkadaşlar?
Bana göre Amerikadaki sahillerin bana göre bir farklı yanı da gökyüzünden dolayı. Sizce de burda gökyüzü biraz farklı durmuyor mu? Resimde gördüğünüz ufak uçak arkadasında akşam parti olacak yerlerin reklamını taşıyor. Sezonu olmamasına rağmen oldukça kalabalıktı. Hava da 30 derece civarındaydı biz oradayken.
Günü bitirmeden hemen önce bir şeyler yemek için altta gördüğünüz yere oturduk. Sahil şeridi arabaların geçtiği bir yolla kafelerin olduğu yerden ayrılmış. Zaten daha önce de söylediğim gibi sahiller burada neredeyse 50-60 metreyi bulan genişliğe sahip. Ne buradaki kafelerin sesi ne de sahildekilerin sesi buraya geliyor. Otururken birbirinden enteresan araçlar ve motorlar gördük. Resimdeki motorlar özellikle çok gürültülüydü.
Sağdaki çiftle tuzluk ve karabiberin uyumuna ne dersiniz?
Bir yazıyı ve bir geziyi de böylece bitirmiş oluyorum. Mayıs 1-5 arası Orlando'da konferansa gideceğim. Umarım o zamana kadar da yazı yazdıracak bir yere giderim.