Merhaba arkadaşlar,
En son yazımda Palm Springs'e indiğimizden bahsetmiş ve sonrasındaki çölün içerisinden geçen macera dolu yolculuğumuzdan kesitler aktarmıştık. Bu yazıda gezinin bir sonraki durağı olan Las Vegas'tan bahsedeceğiz.
Vegas yeterince ünlü olduğundan dolayı ekstra bilgi verme ihtiyacı duymuyorum. Normalde biliyorsunuz ki gezi yazılarımın girişinde genel olarak gittiğim yer ile ilgili ufak bilgi paragrafları mevcut olur. Sanırım Las Vegas ismi yeterli olacaktır. Ekstra bilgi vermek biraz gereksiz kalıyor haliyle. Zaten bu şehirde olağan dışı çok fazla bir şey yapmadık. O yüzden yine yol hikayeleri ve etraftaki insanlarla olan etkileşimlerden bahsederken bir yandan da çektiğimiz birkaç fotoyu paylaşmak istiyorum.
Vegas yolunda güneş batmadan önceki son fotomuz.
Vegas'a gece 11 gibi geldik ve arabamızı park ettikten sonra otelin lobisine doğru yürümeye başladık. Otele girer girmez lobide boş olan kiosklardan birine çöküverdik ve check-in yapmaya çalıştık. Birkaç denemeden sonra yanımdaki arkadaş "abi ben tuvalete gidiyorum sen hallet" diyerekten yanımdan ayrıldı. Bu sırada benim kioska olan öfkeli bakışlarım bir otel görevlisinin dikkatini çekmiş olacak ki kendisi bana yardım etmek için yanımda bitiverdi. Görevli kadın birkaç denemeden sonra çok geç geldiğimizi ve otelde iki yataklı oda kalmadığını söyledi. Öfke seviyemim katlanarak arttığını gören görevli, bir anda lafı çevirdi ve "size biz bedava olarak süit odalarımızdan birini veriyoruz. Lütfen asansörlerin sağındaki kırmızı halılı yolu takip edin, oradan check-in yapabilirisiniz" dedi.
Nedir arkadaşım bu kırmızı halılı yol?
Şaşkın ve öfkeli bakışmaların ardından peki dedim ben. Yahu ne kırmızı halısı diye düşünürken de arkadaş geri geldi. Suratımdaki ifadeyi hemen okuyan bu çakal arkadaş abi oda olsun da farketmez zaten bir gece kalacağız havasından çalmaya başladı :) Ben de abi hiç sorma çok kötü bir oda verdiler bize dedim ve onu da hafiften strese soktum. Kırmızı halılı yolu bulduk ve çok yüksek tavanlı başka bir lobiye geçtik. Tavandan aşağıya uzanan gri perdeler üzerinde yaldızlı işlemeler vardı. Koskoca bir salonun ortasına lobi için konan ufak bir masa, adeta bu işin ardından moda çekimine gidecekmiş gibi giyinmiş bir görevli de bize bakıyordu. Aklından bunlar kesin yanlış geldi diye geçirdiğine adım gibi eminim...
Olayı açıkladıktan sonra onlarca kez özür dileyen görevli bizlere en üst kattakı süiti verdiklerini söyledi. Arkadaşımın bana geyiğin araba farına baktığı gibi baktığını görünce "abi şaka yaptım ben, bizim odamızı ücretsiz değiştirdiler, çok daha güzel bir oda verdiler" dedim. Öyle hemen işi halletmeden tuvalete kaçarsan o stresi de çekeceksin :) Ama çok güzel diyerek az bile konuşmuşum. Otelin 19. katında yer olan bu oda hakikaten de Amerika'da kaldığım en güzel otel odası olabilir. Aşağıdaki videoyu odadan çektim fakat video odanın hakkını vermiyor maalesef.
__
Vegas tabi ki bir kumarhane cenneti. Kumarhaneler o kadar fazla ki turistlerin çekmek için artık bunların içleri karnaval varmış gibi süslenmiş. Burada sizlerle bu devasa yapıların içerisinde çektiğim fotoğraflardan birkaçını paylaşacağım.
Biz tam da Christmas (Şükran) günü Vegas'a geldik. Haliyle Christmas dekorasyonu her yerdeydi.
Bu şemsiyeler size de bir yeri anımsatmıyor mu? :)
Tabi ki Vegas Strip mall turumuzu yaptık ve ikonik olan birçok bina önünde resmimizi çektirdik. Bunlardan birisi de Eiffel Tower replikası. O fotoyu da adını anmışken paylaşalım.
Eiffel kulesinin karizmasını yerle bir eden Türk
Vegas kumarhaneleri ile ünlü olduğu kadar strip clublarıyla da birçok insanı kendisine çekmeyi başarmış bir yer. Bununla ilgili başımızdan geçen hikayeyi de anlatmak istiyorum. Market alışverişi esnasında bu işin pazarlamasını yapan bir arkadaş peşimizi bırakmadı. Zaten bunların hedef kitlesi erkek erkeğe vegasa gelmiş tipler olduğundan olsa gerek adam bir türlü gitmek istemedi. Benim iyice sinirimi bozmaya başlayınca adamı kafaya almaya başladım. Arkadaşa "yahu ne kadar kazanıyorsun bu işten?. Biz gitmeyeceğiz senin de bizim de zamanımıza yazık" dediğimde arkadaş bozulmuş olacak ki "ben saatte $150 kazanıyorum" gibi abartı bir laf ediverdi. Tabi ki böyle bir ortayı gole dönüştürmemek elde değildi. Ben de ona "Gayet güzel. Stripperlardan çok kazanıyorsun, söyle onlara onlar da bu işi yapsın" diyince küfrederek uzaklaştı :)
Son olarak da Vegas'tan 15-20 dakika uzaklıkta olan bir kanyona olan ziyaretimizle yazıyı bitiriyorum. Red Canyon adı verilen bu kanyon içerisinde yaklaşık 3 kmlik bir yol mevcut. Fakat düşük hızla gidildiğinde neredeyse 1 saat süren bir yolculuğa dönüşebiliyor. Giderken yahu o kadar sürmez dememize rağmen sonunda 1 saatten fazla zaman harcadık bu yolda. Bol bol durup fotoğraf çektik. Onların da bir kısmını paylaşıyorum.
Yağmur başlamadan hemen önce çektiğim fotoğraf. Kar yağmaya başlayınca arabadan bile çıkmadım :)
Bir diğer ilginç olaysa şu oldu. Kanyon yoluna ilk girdiğimizde hava güneşliyken rakım arttıkça yağmur yağmaya başladı. Tepeye ulaştığımızda ise ufak ufak kar atıştırıyordu. Dağların arasından geldiğimiz noktaya döndüğümüzde ise güneş tekrar selamlayıverdi bizi. 4 mevsimi 1 saatte yaşadık anlayacağınız.
Bu da Red Canyon yolculuğunun sonunda çekildi. Uzaktan bir elveda dedik bu güzelliğe
Böylece bu gezinin de sonuna gelmiş olduk. Los Angeles'ı yolu bizi bekliyordu artık. Onu yazsam mı pek emin olamadım çünkü orda da çok enteresan bir durum olmadı. Gayet durgun ve huzurlu 2 gün geçirdik. Bu yazıya gelen tepkilere göre onu da yazabilirim. Lütfen yorum olarak belirtin fikirlerinizi!