Çook eskiden evlerde buzdolabı henüz yokken, insanlar yiyeceklerini sıcaktan muhafaza edebilmek için toprakta açtıkları çukurlara gömerlerdi, hatta hiç unutmam küçükken ilk defa köye gittiğimde toprağa gömülü fıçılardan çörekotlu peynirin çıkarılmasına şahit olmuştum, bana çok tuhaf geldiğinden kahvaltıya koyduklarında yemek istememiştim ama annem bi parça tattırınca da lezzetinden şaşkına dönmüştüm hâlâ öyle bi peynir yemedim diyebilirim🙆
aynı şekilde serin su içebilmek için de toprak testi kullanılırdı, tarlada güneşin en tepede olduğu vakitlerde sıcaktan kavrulmuş su içmemek için yanlarında mutlaka testide su veya ayran bulundururlardı..
şimdiyse testiler mezarlıktaki kabirleri süslüyor..
su latiftir, renksiz ve kokusuzdur, bulunduğu kabın şeklini alırken kalıbımızı giyinmeye hazırlanır..
kalbimizde dolaşırken perdelerini açar, gözümüzde gezerken nûrunu arttırır, beynimizin kıvrımlarında ilerlerken gri hücrelerimizi harekete geçirir, yüzümüzde berrak naif bir güzellik bırakır..
bir damlasında okyanusu taşır, suyun tadını dudağımıza yanaştıran billur testidir..
testinin iyisi su sızdırır derler, içinde ne varsa dışına da o süzülür tıpkı kalp gibi..
yakınlığı ifade etmek için de 'aramızdan su sızmıyor' denir ne güzel ifade edilmiş..
testiye su konduktan sonra dışında terleme olur, buharlaşmasıyla da içindeki suyu soğutur, bir müddet kullandıktan sonra dışı kireçlenir hatta yeşillenir bu iyidir kireçli suların kirecini süzgeç gibi süzer, suyla yıkanarak temizlenir..
keşke kalpler de böyle kolayca temizlenebilse..
seyahat ederken yol kenarlarına dizilmiş çeşit çeşit testi görürdüm, annemlere giderken ikimize de aldım güzelce yıkadım tabi sadece suyla:) gerçekten de denedim suyun tadı farklılaşmıştı önceleri toprak kokusunu alabiliyorken kullandıkça kalmadı deneyin pişman olmazsınız:)
insan da topraktan yaratılmıştır, toprak tek başına bizim için bir şey ifade etmese de bir çömlek ustasına çok şey fısıldar..
onu evladı gibi görür, suyla karıştırıp çamur hâline getirir, eliyle sevip yoğurur sonra tezgahına koyup şekillendirmeye başlar, kalbinden geçen ellerine dökülür ve çamur sûrete bürünür..
daha sonra bekletilir, kurutulur, fırınlarda pişirilir acı çekse de sonunda kimliğine kavuşur..
tıpkı nevşehir'deki atölyede gördüklerim gibi, sadece izlemek bile terapidir aslında..
insan da böyledir; hünerli ellerde, bir annenin sevgi dolu bakışıyla şekillenmeye başlar, emekle yoğrulur, büyür kendini bulur..
hamken yavaş yavaş pişirir hayat, uykusuz saatler, verilen emekler hiç bir zaman zâyi olmaz yeter ki böylelerinin tezgâhından geçip hünerli ellerinde şekillenelim..