Hüzünlü olduğunda da, mutluluktan havalara uçtuğu anlarda da kelimelere sığınmıştır insanoğlu. Acısını da sevincini de bir başkasına anlatmaktan ziyâde; kağıda dökmeyi, kalemle dertleşmeyi tercih etmiştir çoğu zaman. Çünkü onlar sırlarına hep sâdık olmuştur ve hiç karşı çıkmadan, yargılamadan sessizce dinler. Bu sâyede ruhumuza da dinginlik hâkim olur.
Şâirlerse, sayfalarca belki de ciltlerce anlatılacak duyguyu bir beyite sığdırıverir. Sözler, inci tanesi gibi dizilir bir bir. Okuyan şiirin âhengine kapılır ve bambaşka bir dünyada bulur kendini. Aşkı, sevgiyi, kırgınlığı, kızgınlığı, ümidi ve umudun her zerresini buluruz o beyitlerde. Bazen de tamamen yabancı gelir sözcükler; ama kalbimiz o naif duyguyu hissederek, ruh hâlimizi değiştirir.
Şâirin bu yeteneği bazen sevdiğinin kalbini çalmasını; bazen bir yöneticiden inâyet almasını sağlamış; bazen de yazdığı hiciv nedeniyle hayatına mâl olmuştur.
Dilimize Arapçadan geçmiş olan hiciv, köpeklerin ürkütülüp kaçırılması mânâsına gelen hec kelimesinden türetilmiştir. Hicviye yazan şâirlere heccav denir.
Kaynak
Heccavın, tabiri caizse dilinin kemiği yoktur ve onlar her dönemde bedeller ödemiştir. En hafifi görev azli, kötü muamele, sürgün ve mahkûmiyettir; ancak ölüm cezasına çarptırılanlar da vardır. Ama bu yeteri kadar ibret verici olmamış ki bazı şâirleri hicvetmekten alıkoyamamış:
"Vezin tutsun, babamı bile hicvederim." diyen ve kendini mucizeler söyleyen papağan'a benzeten Nef'î, eminim ki herkesin aklına gelen ilk şâirdir. Sâbit'in: "Her kaldırım taşı altından şâir çıkar." sözleriyle eleştirdiği Osmanlı Dönemi'nin en ünlü heccavlarındandır. Yöneticilere, şeyhülislamlara yazdığı hicviyelerin yanında, devrin ünlü şâirlerine de meydan okumuş ve onları küçümsemiştir.
Nev-heves bir müteşâ'ir ki dahi bin yıl eger
Fikr-i şi'r itse görinür yine endîşesi hâm (Nef'î)
Kaynak
Şâirlere heveslenip yazmaya başlayan yeni yetmelerin, bin yıl çalışsalar bile yazdıklarının kendisine ham geleceğini söylediği bu beyitinde aslında kendisini över. Kendine bu denli güvenmesine rağmen; bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez sözünü unutur ve kader okları da bir gün onu bulur.
Gökden nazire indi Sihâm-ı Kazâ'sına
Nef'î diliyle uğradı Hakk'ın belasına (İbrahim Vehbî)
Kaynak
Nef'î'nin idam edilmesi üzerine; Sihâm-ı Kazâ yani kader okları anlamına gelen divânına nazire olarak yazılan bu beyit de efsaneler arasındaki yerini almıştı.
Hicve mâ'il olanın âkıbeti hayr olmaz
Noldu gördün sonunu sen bir iki heccâvın (Sükûnî)
Kaynak
Tıpkı bu beyitteki gibi hicvin sonunda hayır olmadığı algısı yayılmaya başlamıştı. Bazıları korkup farklı mahlas altında hicve devam ederken; bazıları da haklı olduklarına kanaat getirip, adlarını aleni olarak yazmaktan çekinmiyordu.
Şâir Eşref ise hicvettiği kişinin ismini anmıyordu. Hatta kendisine, böyle zehir zemberek sözleri kime yazdığını belirtmemesinin sebebi sorulduğunda: "Benim hicivlerim numarasız gözlük gibidir, kim üzerine alırsa geçerlidir." diyordu.
Hicvedersem hâini zâhid günah ettin deme
Din-i İslamda sevâptır çünki şeytan taşlamak ( Şâir Eşref)
Kaynak
"Ey dinin emirlerini yerine getiren kimse, hainleri taşladığında günah işlediğini sanma. Çünkü İslamda şeytan taşlamak sevaptır." diyerek gülümsetmiş ve şâirleri hicve teşvik etmiştir. :)
Şâirler hep kaleme aldığı ya da dile getirdiği şiirlerin bedelini ödememiş; bazen de ortaya atılan bir iftira yüzünden hayatlarını kaybetmiştir. Tıpkı Kanunî döneminin ünlü şâirlerinden olan Figânî gibi...
Kanunî Sultan Süleyman'ın şehzâdelerinin sünnet düğünü için yazdığı Sûriyye Kasidesi, şöhreti yakalamasını sağlamıştı; ama kıskançlık oklarını da üzerine çekmişti. Zira devrin tanınmış şâirlerinin kasidelerinden daha fazla ilgi görmüştü. Figânî'nin kimilerine göre başıboş hayatı ve kavgacı üslubu da düşman kazanmasına neden oldu. İşte böyle bir atmosferde Figânî'yi o elim olaya götüren yolların taşları da kader çizgisinde döşeniyordu.
Pargalı İbrahim Paşa, Mohaç Zaferi'nden sonra Budin'deki Herkül, Apollon ve Diana heykellerini İstanbul'a getirtti. O zamanki adıyla At Meydanı'ndaki Bizans Dönemi'ne ait sütunların üzerine koydurttu.
Kaynak
İlk defâ insan sûretindeki heykelleri gören ahâli buna çok şaşırdı. İnançlarına göre bu hoş karşılanmayan bir şeydi ve infiâle neden oldu. Dedikodu kazanı kaynamaya başlamıştı bile. Her köşebaşında bu olay konuşuluyordu ve nihâyet Figânî'nin de olduğu bir ortamda şöyle bir beyit okundu:
"Dü İbrâhîm âmed be-deyr-i cihân
Yekî büt-şiken şod yekî büt-nişan"
Kaynak
"Bu cihâna iki İbrahim geldi
Biri put yıktı biri put dikti."
Hz İbrahim'in, putlara karşı verdiği mücadeleyi ve onları yıkmasını anarak; Pargalı İbrahim'in put diktiğini şâirâne bir üslupla anlatan bu beyitin sahibi Figânî imiş gibi rakipleri tarafından dilden dile yayıldı. Aslında bu beyit, meşhur Şâhnâme'nin yazarı İranlı Firdevsî'ye aitti.
Sonunda Pargalı'nın da kulağına gitti ve bu olay Figânî'nin sonu oldu. (Kamçılandı, eşeğe ters bindirilip dolaştırıldı yetmedi ve idam edildi...)
Yıllar önce ilk defa Hayati İnanç'tan dinlediğim bu hazin hikâyeyi her anışımda, o beyite her rastlayışımda içim burkuluyor.
Bu olayı öğrendikten sonra, isimlerin kadere olan etkilerine inanmaya başladım. Belki de kendisine, ızdırap ile bağırma, inleme ve feryâd etme mânâlarına gelen Figânî mahlasını seçtiğinden; böylesine acı bir sonla karşılaştı.
Eski çağlardan beri insanın adının kaderine olan etkisi incelenmiş ve kitaplara konu olmuş. Hatta Romalılar: "Nomen est omen." yani "İsmimiz kaderimizdir." diyecek kadar güçlü bir inanışa sahipmiş. İsmiyle müsemma olan Figânî'ye üzüldüm; ama kimsenin âhı da kimsede kalmıyor. Belki bu döngü Pargalı İbrahim'i de içine çekmişti kim bilir?
Vezir-i Azam'lık makamının ve sahip olduğu yetkilerin cezbedici kibir büyüsüne kapılarak, insanlara eziyet etmesi; onu halkın gözünde düşürmüştü. Kanuni Sultan Süleyman'ın gelişen bazı olayların neticesinde onu boğdurtmasından sonra, düşmanları tarafından söylenen: "Makbûl iken maktûl oldu İbrahim Paşa." sözü sayfalarca anlatılacak olan duyguyu nasıl da özetliyor. Bu olay bir yanıyla hiciv bir yanıyla da ibret vesikası olarak, tarihteki unutulmayanların arasındaki yerini aldı.
Figânî'nin gölgesinde dolaşmamı sağlayan
çok teşekkür ederim. 🤗
İbrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
...
gönlümü put sanıp da kıran kim?
Kaynak
bir şeylerin eksik kaldığı hissine kapılacaktım. 🙆♀️