Pazar günü kahvaltı yaparken Trt Belgesel'deki ödül törenine denk geldim. Birinci seçilen belgeselin başlamasıyla lokmalarım boğazıma dizildi, gözlerim doldu, üzerime hüzün çöktü..
Hikâyemizin kahramanı Konya'lı Sultan, nam-ı diğer kırmızı.
Kırmızı, kimine göre 'deli' kimine göre 'leyla' mektubunda bahsettiği gibi 'aşk şehidi' belki de..
Sultan, 14 yaşındayken köy öğretmeni kendisinin aklını çelmiş çocuk yaşta sevdiğini söyleyerek onunla evlenmiş. Hayatı zindan edercesine kıskançlık yapılmasının, şiddet gösterilmesinin yanı sıra 10 yıllık evliliğinde çocuk veremedi diye horlanmış.
Doktorlar tüp bebekle çocuk sahibi olabileceklerini söyleyince çok sevinmiş ama kocası 'ben başkasının tohumunu koydurmam, milletin çocuğunu istemem' diyerek cahilliğini ortaya koymuş ve Sultan'ı yüz üstü bırakarak boşanıp gitmiş
Çok üzülmüş, günlerce yataktan çıkmamış ona gönderir gibi mektuplar yazarak bir umut beklemiş, "sen gittin gideli evime güneş doğmadı.." diye kağıtlara derdini döküp içine kapanarak hayata küsen, "senin kollarında ölmek istedim, sensiz yaşamayı başaramadım, şehitler ölmez ki.." diyecek, canından geçecek kadar sevdiği kocasına hiç âh etmemiş kötü söz söylememiş öylesine saf, sevgisi Mecnun misâli..
Vaktiyle kırmızı kendisine çok yakıştığından kocası kıskanıp giydirmemiş. İçinde ukde kaldığından bundan sonra her şeyi kırmızı alır, giyer, takıp takıştırır olmuş.
Sevgisizliğini kırmızıyla gidermiş. Her şeyi kırmızı, ayakkabı, çanta, elbise, toka gözlük, ayna ne bulursa kırmızı..
Aslında kırmızı, onun dünyaya karşı zırhı olmuş..
Hele o tombiş yanaklarına kıpkırmızı ruj sürmesi yok mu, o mutlu yüz ifadesinin altındaki hüznü biraz olsun gölgeliyor..
"Âşık olmayanın imanı olmazmış, aşk insanın neşesidir, âşık olan adamdan hiç korkmayın" diyen Kırmızı'yı görmek için Konya'ya bir kez daha gitmek isterim kucağımda kırmızı hediyelerle..
Aşkın en kırmızı ve en acı hâli..
Ayrıldık ayrılmayaydık..
yönetmeni Abdurrahman Demir