Birkaç gün önce sevgili 'nın röportaj teklifini kabul ettikten sonra heyecanla ve korkarak beklemiştim soruları. :) İlk olacağı için beni neyin beklediğini bilmiyordum. Format hakkında konuşurken rahattım, tabi ki kendimin olacağını düşünmediğimden.🤷♀️ Güzel bir gündü benim için, bir ara kendimi kaptırıp gitsem de çok uzun olmasın diye bir soruya detaylı cevap verememiştim.
9- Çok beğendigin yazılar oldu mu? Varsa birkaç yazıyı bizimle paylaşabilir misin?
İşte bu yazıyı o yüzden kaleme alıyorum. Unutulmuş, belki de üzerinden aylar geçmiş kaliteli yazıları hâlâ hatırlayan birilerinin olduğunu belli etmek ve okumayanların da dikkatini çekmek istedim. Belki de yeni gelenlere, eskiden #tr etiketinde nasıl yazıların var olduğunu göstermektir amacım. Şimdiki ortama aldanmayın, içimizde ne cevherler saklı. :) Umarım tekrar yüzlerce güzel yazının olduğu o günleri yaşayabiliriz..
Yazar:
İlk olarak tabi ki özlediğim İstanbul'un gizlenen ruhunu ön plana çıkararak, tüm duygularını yüzünden okuyabileceğimiz bir güzele benzeten 'ın yazısıyla başlamak istedim.
Şâirlerin baş şehri, martıların ve kedilerin ayrılmaz bir parçası olan; gürültüden bunalınca köşesine çekilmek isteyen İstanbul'un tâlip olduğu asıl şeyin bir tutam yalnızlık olduğunu anlatır. O da biraz nefes alıp, anılarındaki güzellikleri lâyıkıyla muhafaza etmek içindir.
Bu hayâlî dinlenmede İstanbul; hangi devirlerde dolanacak, hangi padişahın kaftanını sürüyecek, hangi Veli'nin mübârek nefesine nâil olacak, hangi şâirin mürekkebine damlayacak, hangi şehri kendine yâr bilecek kim bilir? Aşikâr olan bir şey varsa, o da İstanbul’un çocukluk günlerini çok özlediğidir.
Bu satırları okuyup da içinde var olan İstanbul özlemi depreşmeyen yoktur sanırım..
Yazar:

Suya, yağmura dair ne varsa bir çırpıda sıralanmış gibidir bu yazıda. Eminim ki herkes için ayrı ayrı hatırası vardır. Yazarımız, yağmurun sesinin ruhu dinlendirdiğini ve hasta gönüllere şifâ kaynağı olmasını anlatırken, çocukluk anılarına da değinmeyi ihmâl etmiyor.
Kağıttan kayıkla, yol kenarındaki çukura dolan suda oynayıp, küçük şeylerin nasıl da mutlu edebileceğini anlatıyor bize.
Âşıkların aşklarını tazelediği, altında dakikalarca, saatlerce dahası belki günlerce kalıp birlikte ıslandıkları, suya sele karışıp, içlerine çektikleri ilaçsın sen…
Birçok bitki, canlı ve çimen seninle hayat bulur. Sen olmazsan suya hasret kalınır. Sen düşmeye başlayınca hayat alkış tutar, canına can gelir, canpare fani yaşamın, hayattaki anlamın adısın belki de sen…
Cama vuran yağmurun o büyülü sesiyle hayaller kurmak; süzülen her damlada geçmişi, geleceği ve sevdiğimizi düşünerek uykuya dalmak nasıl da güzel bir histir..
Yazar:
Su ve Rana ablasının saklambaç oyunuyla başlıyor hikâyemiz. Tamamen tesadüf, su ile ilgili yazıların burada peş peşe gelmesi. :)
Küçücük bir çocuğu mutlu etmek için oynadığı saklambacın, onu yıllar öncesindeki hatıralarına götüreceğini kim bilebilirdi ki.. Aç ve susuz hâlde, annelerinin onları ninni söyleyerek uyutmaya çalıştığı anlarda, güzel sofraların ve suyun gelmeyeceğini bile bile uykuya dalmanın nasıl bir şey olduğunu anlattığı satırları okumak acı veriyor..
Çocukluk hislerimin varlığında oldu bütün her şey. Anlam veremediğim zaman dilimlerinin en ücra köşesinden çıktı. Kimsesizlik ve sessizlikti o zaman tek dostum. Toz duman olmuş havanın içerisinde saklanarak yaşadığımız günlerdi işte. Kalemimden kan damlalarının aktığı, herkesin gördüğü; ama kafasını kuma gömdüğü mahcubiyet dolu vicdansızlıklarla sarılıydı çevrem.
Bir başkasının belki de aynı şeyleri şu an yaşamadığından nasıl emin olabiliriz ki? Bu yazıyı okuyunca kendi kendine düşünmeden edemiyor insan..
Yazar:
İnsan üzgünken ve gözündeki yaşları tutmanın bir anlamı kalmadığını düşündüğünde, ya bunu anlatıp dertleşmek için kaleme ve kağıda sarılıyor ya da daha önce bir başkasının gönlünden süzülenleri okumak istiyor. İşte ben de böyle bir dönemde karşılaştım bu yazıyla..
Adeta avcının oltasına takılan bir balık misâli, derin sulara kaçmaya çalışıp; bir yandan da karaya çekildiğini söylerken, bulutlar kadar özgür olma hayalinin, çıkan fırtınayla bir anda dağılıp gittiğinden bahsediyor..
Akıntıya kapılmış kuru bir yaprak misali ruhum, suyun en hırçın halinde bile parçalanmadan, en sert kayalara çarpa çarpa sakin sulara ulaşıp huzur bulmaya çalışıyor.
Her bir paragrafında bir acıdan başka bir acıya çarpıyormuş gibi hissettim.. Şimdi gidip kaleme kağıda sarılasım var; ama sonra neden böyle yazıyorsun deniyor. 🤷♀️
Yazar:
Sokakta yürürken yanından öylesine geçip gittigimiz, bindiğimiz otobüste belki de yüzünü bile hatırlamayacağımız insanların da bir hikâyelerinin olduğunu çoğu zaman unuturuz. Çünkü kendi yalnızlığımızla o kadar meşgulüz ki görmüyor, duymuyor ve hissetmiyoruz. Ama yazarımız çektiği tek kare fotoğraftaki bu adamın düşünce selinin içine akarak ortaya bir hikâye çıkarmış.
Bir gün bir vapurdaydım. İnsanlık için normal hayat koşuşturması içindeki bu yaşlı adamın ne düşündüğünü bilmiyorum. Fotoğraflarken düşündüm...
Aklının kaybolduğu derin denizleri düşündüm. Onun için bir hikâye yarattım.
Yanında durması gereken insanların ne süredir oradaymış gibi yaptığını ve yalnızlığın çıkmazlarına sürüklediği bir ölümsüzlüğü hayal etmeye zorlar. "İnsan hep kaybeden midir?" sorusu yankılanır sözler bittiğinde..
Yazar:
Oda arkadaşı Tahir üzerinden, Tanrı ile ilgili kurduğu tefekkürün doruklarına çıktığı, steemit üyelerimizi okurken sözlük kullanmaya mecbur bırakan, zümrüt kızlar'ın hikâye yarışmasında dereceye girmesiyle hepimizin beğenisi kazanan bu yazıyı anlatmak biraz zor olacak gibi görünüyor. O yüzden sona sakladım galiba. :) Bırakalım da kendi kendini anlatsın yazı o hâlde. :)
Suyun kokusunda sokak sokak dolaşan bir kız çocuğunun ellerindeki yaseminler. Bulanıklığında ise suyun, ellerimden kopan kıyametlerin tüm ağraza karşı duruşu.
"Tanrının güvenini kaybetmiş bir kul kalacağımı da biliyorum." derken bile bunun tam aksini düşündüğünü anlamanın hiç zor olmayacağı bu yazıyı okurken, farklı bir dünyadaymışım hissi uyandı bende. 'i de azıcık kıskanmış olabiliriz. 🙆♀️
Buraya kadar okuyan arkadaşlarıma ve yukarıda güzel yazılarını tanıtmaya çalıştığım yazarlarımıza teşekkür ediyorum. 💐
Bunu ne derece başarabildiğim meçhul; ama anlatmak istediğim yazılar bitmedi sadece uzun tutmak istemedim, şimdilik bu kadarını paylaşabildim.