Evet yanlış duymadınız insanlardan bir kez daha nefret ettim... Yüzsüz, çıkarcı, acımasız, hain ve vicdansız insanların nefes almasına bile tahammül edemiyorum artık. Karamazov Kardeşler'de geçen şu sözün arkasına saklanıyorum belki de...
İnsanlık sevginiz ne ölçüde artarsa, insanlardan o kadar nefret edersiniz.
Neden bunları kaleme alıyorum? Aslında güzel bir konu hazırlıyordum ama dün akşam yaptığım bir telefon görüşmesinden sonra ibre tamamen tersine dönüverdi...
Çok sevdiğim bir ablam vardı, annemin arkadaşı. Eşini yakın zamanda bir iş kazasında kaybetti. Şirket Türkiye'nin önde gelen bir firmasıydı, çok ilgi gösterdiler yalnız bırakmadılar. Kurumsal firma olunca böyle oluyor belki de bilmiyorum.
Etrafta çok da sevilen, sayılan, yardımsever bir ağabey olunca, hâliyle cenazesine katılım da yüksekti. Ablamızın en acılı gününde sevenleri, akrabaları, konu komşusu da yanında oldular tabii ki.
Ama bu göstermelik film bitince, yıkımın ne denli büyük olduğu gözler önüne serildi. İnsanlar gerçekten çok acımasız. Gerçekten 1 gram sevgileri yok başka kimseye. Sadece gıybet etmek için geliyorlar vallahi. Nihal Atsız'ın dediği gibi;
Bana insanlardan mı bahsediyorsun?
İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar.
Bir insan, taziye evine geldiğinde 'neden yas rengi olan siyah bir şeyler giymedin' diye acılı bir eşi eleştirip yerden yere vurabilir mi? Liseye giden çocuklarını darlayabilir mi? Canından bir parçayı kaybetmişlere ezâ cefâ verip acısının üstüne tuz biber ekebilir mi?
Yapıyor efendim yapıyor çünkü merhametsiz çünkü kendi de ölmeyecek!
Bazen artık kıyamet kopsa da hepimiz yok olsak diyorum...
Daha 1 ay önce aldığı yeni evini nasıl talan edip yağmalarlar aklım almıyor. Sanırsın ki bunlar Yecüc Mecüc de yıkıp geçmişler.
Bir insan mutfak dolabının kapağını nasıl kırabilir ya da duşakabinin camını nasıl tuzla buz eder veya yatağını nasıl çökertebilir?
Evdeki halıları koltukları vs nasıl mahvettiklerini saymıyorum bile...
Yahu bir faydaları olmadığı gibi acıları paylaşıp hafifleteceklerine bir de bu zararları verip ustayla muhatap ediyorlar acılı gününde.
En vahimi de eski parayla 5 trilyon tazminat kazandığı yönünde dedikodular çıkarılmış ve telefonları hiç susmamış. Daha eşinin toprağı kurumadan evlenme teklifleri edilmiş tanımadığı kişilerce, sırf o hayali paradan nemalanmak için. Genç bekar erkeklerin aileleri arıyormuş evlen diye.
Daha neler duyacağız dediğinizi duyar gibiyim.
Çünkü benim de kan beynime sıçradı annemden bunları duyunca:/
Yeşilçam filmlerinden kopyalanmış gibi tanımadığı akrabalar, borç isteyenler peydah olmuş, bankalar teklif üstüne teklif sunmuş.
Aslında bunlara Şener Şen'in "namussuz namuslu" filmindeki gibi yapacaksın hak ediyorlar:)
En kötüsünü sona sakladım, evine taziyeye gelenlerden biri evin anahtarını yürütmüş, dolaptaki mantosunun cebinden:/ Yuh yani inanabiliyor musunuz daha sonra belki de hırsızlık için gelecekti?
İşte insanlar bu kadar mezar soyguncusu olup çıkmış artık. İnsanlığa olan inancım sıfır. Çünkü Yaşar Kemal'in dediği gibi;
O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler
Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık...
Akrabanın düşmanlığı ve dostların eziyeti, yılan zehrinden daha acıdır. (Hz. Ali)
Bana hep saçma gelmiştir taziye için eve doluşmalar, ne o öyle bırakın adamı yalnız kalıp acısını yaşasın. Hiçbir faydası olmadan insanı nasıl çileden çıkarırım diyen akrabalar bunlar.
İnsanlardan nefret etmiyorum fakat onlar etrafımda olmadığında kendimi daha iyi hissediyorum.
Diyen Bukowski gibiyim:)
Bu yüzden etrafıma küçük bir çember çizdim; içine iyi insanları, merhametlileri, vicdan sahiplerini koyduğum. Ben böyle küçük dünyamda mutluyum. Yalnızlığı da çok severim ayrıca:)
Seviyorum sizi küçük dünyamın büyük insanları... Siz üzerinize alınmayın lütfen, sadece bu köşede içimi dökmek istedim:)