Bu Bir Emirdir, Savaş!
Savaşma emrini almışlardı, sabaha doğru, güneş henüz göğe uzanmamıştı. Karanlık hiç bu kadar zifir kokmamıştı, gece hiç bu kadar felç olmamıştı.
Öldürmek ve belki ölmek için uyanmışlardı. Geride kalmıştı çay içmeyi en çok sevdikleri kupaları, ama mataraları vardı artık afili. Kızarmış ekmek kokusunun yerini, yanık bedenler dolduruyordu.
Tırnak makasına da ihtiyaçları yoktu, ne de olsa kasatura iş görüyordu.
Tanklar yatakların yerini dolduruyordu kocaman.
Sanki her şeyin yerini dolduracak bir şeyleri vardı.
Ama kalpleri… Kalplerinin yerini dolduracak bir şey yoktu. Yanlarında götürmemeleri gerekiyordu ki öldürebilsinler, yıkabilsinler, katledebilsinler. Zaten yola çıkmadan önce emir verilmişti "Kalp! Bırak!"
Savaş alanında sakin bir gece vakti, adresine ulaşıp ulaşmayacağı muallak bir mektup kaleme alınıyordu;
Ben seni çok seviyordum, şarkılar vardı seni bana hatırlatan. Hafızam bunları söylüyor ama hislerim anlamsız kılıyor.
Burada her şey çok bulanık geliyor. Ne hissettiğimi çözemiyorum.Kan kırmızı ojelerin vardı en sevdiğim.
Hiçbir şey bilmiyorum. Sen de bilmiyorsun değil mi?
Çok sıkıcı bugün, dün gece 3 arkadaşım öldü. Hâlbuki onlarla kâğıt oynardık her boşlukta. Hem de mermisine oynardık, vakit güzel geçerdi, şimdi onlar da yok.
Kâğıtlar da yandı zaten.
Neyse ki mermileri bana kaldı. Yine de bu sıkıntı biraz işe yaradı gibi. Bu sabah muhteşem bir şov yaptım. Sanırım toplam 28 kişi öldürmüşüm tam 50 dakika içerisinde. Gerçekten iyi bir rakam değil mi?
Gerçi arada 3 – 5 tane çocuk da vardı ama ben onlara nasıl olsa bir şey olmaz sanıyordum.
Ne bileyim, hani onlar fasulyeden olurlar, ekmek peynir deriz ya, ne kadar vursan da hep oyundadırlar, ama buradaki çocuklar bir garip. Sanırım bu kuralı pek bilmiyorlar.
Vurduklarımın hepsi oyundan çıkıyorlar. Farklı kültürlerin savaşması da zor oluyor.
Seni özledim mi? Bilmem ki… Özlemek?
Cep telefonlarında gezen örümcekler, tuşlara basarken çevirdiler bu numarayı. Mektup mu yoksa e-mail mi tartışmalarının yapıldığı bir savaş alanıydı aranılan numara. Eğer siz de e-mail kazansın diyenlerdenseniz, zafer yazıp e-mail gönderin, mektup kazanmalı diyenlerdenseniz ise zafer yazıp mektup gönderin.
Yahut savaş olmasın diyenlerdenseniz, bir boşluk bırakın zihninizde ve savaş yazıp Esc tuşuna basın.
Misafirlerine kolonya tutan kenelerin ruhları korusun tüm partikülleri.
E-mail idi güçlü olan. Mektubun her sayfasını rahatlıkla yakabiliyor, her mürekkep darbesini akıtabiliyordu.
Mektubun ise tek bir seçeneği vardı alt edebilmek için e-maili; Bir virüs yollamak ki, bu da mektubun gücünü aşıyordu.
Virüs zaten e-mail ile aynı teknolojidendi.
Ama belki de bir seçenek daha olabilirdi… kalemler. Mektubu yazan kalemler idi ve her zaman anlaması zor bir güçleri vardı.
Onlar da katılır mıydı acaba savaşa?
Yeterli mürekkepleri var mıydı?
Törpülenenler törpüleyenleri asla törpülemezler.
Story & Image Copyright : Zihnimin Abuk Kuşu - OTahirOZGN