Merhabalar,
Neredeyse hiç televizyon izlemeyen biri olarak "Nasıl da taktım kafayı bu dizilere!" diye kendime sormadan edemiyorum. Aslında iyi bir yapım denk getirip bunu sosyal çevreyle paylaşmak gayet normal bir durum. Fakat bu paylaşılan şeyler bir zaman sonra piyasalaşırsa o zaman sıkıntı var demektir. Ee, adetimizdir bir şeyi tadında bırakmamak. (Ohh, kendimize giydirmeyi özlemişim. :D )
Hani bazı internet sitelerine üye olurken referans isterler ya, ben de bu diziyi ilk kardeşimden duydum. "Abi L&M (Böyle de sigara ismi gibi oldu.) diye bi dizi var TRT'de, acayip absürd bir şey. İzle, pişman olmayacaksın!" diye yanıma gelen kardeşimin sözüne itimat edip birkaç bölüm izlemiş bulundum. Zira kendisinin mizah anlayışına çok güvenirim. Birkaç bölüm dedim ama daha dizi yeni başlamış, tabi sonra her hafta yeni bölümünü beklemeye koyuldum. "Acaba bu hafta ne saçmalayacaklar?" sorusu beni yeni yeni meraklara gark etti. Öyle güzel saçmalıyorlardı ki kaçırmak olmazdı. Belli bir zaman sonra dizinin yayından kaldırılabileceğini bile düşündüm. Sonuçta cağnım ülkem Türkiye'de yaşıyoruz...
Bir Garip Mecnun, Leyla'sı, Aksakallı Dede, Büyük İskender, İsmail Abi, Erdal Baggal ve Performans Sanatçısı Yavuz
Başlıkta adı geçen ana karakterler sırasıyla Ali Atay, Ezgi Asaroğlu(İlk Leyla), Köksal Engür, Ahmet Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Cengiz Bozkurt ve Osman Sonant. Her dizide olduğu gibi (Yabancı dizilerde de aynı şekilde) karakterlerin oturma süreci vardır. Bunun için de kurgusuna inandığınız bir diziyi sabırla izlemek ve birkaç bölümde kestirip atmamak gerekiyor. L&M'da da aynı şey oldu tabii ki. İzleyenler bilir, dizinin ilk 10 bölümündeki oyunculukla ilerleyen bölümlerdeki karakter farkını. Karakterler oturduktan sonra seyir zevki nirvanaya ulaşmıştı.
Burak Aksak'tan Kara Mizah Denizi
Dizinin senaristi Burak Aksak değişik bir kafa yapısına sahip, bu belli. Dizinin konusunu anlatmayacağım, çünkü izlemeyenler olabilir. Ama dikkatimi çeken küçük dokunuşları paylaşmak istiyorum. Dizinin en büyük özelliği bana göre yaptığı göndermeler. Anlayana o kadar çok anlatmaktadır ki... Sağa sola, bulduğu her yere gönderme yapmıştır senarist. Ve de oyuncular bu göndermeleri çok güzel işlemişlerdir.
Fransa'ya ülkecek gıcık olduğumuz bir dönemde yapılan gönderme:
Mecnun: O zaman küfürümü alıp gideyim ben.
İsmail abi: Sarkozzyyy
Mecnun: Sar mı kozi? Yuh ama İsmail abi insan insana bu kadar ağır konuşur mu? İnsan evladına böyle küfredilir mi?
Başka bir bölümde hapse girmeye çalışırken ortaya atılan fikirlerden:
- Kitap yazalım!
Bir bölümde de para lazım olmuştu:
- Banka soyalım! Ya da kredi çekelim, banka bizi soysun. :)
Arka Sokaklar'dan efsane Jack Bauer'li 24 dizine, Davaro filminden Doktorlar'a; Akasya Durağına ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü film, dizi, şahıs, edebi esere yapılan efsane göndermeler...
Youtubeda bununla ilgili bir seri bile var, buyrunuz. :)
Kireçburnu Çakalları
Mahallede bir sorun olduğunda veya başı hiç dertten kurtulmayan Mecnun sıkıştığında bir araya gelerek Voltran'ı oluşturan güzide topluluktur. Bir araya geldiklerinde yaptıkları başlıca faaliyetler arasında *Dünyayı kurtarmak, mitolojik kahramanlarla Allah ne verdiyse kavga etmek, Erdal Baggal'da çay içmek; (ÇAY ERDAL BAGGALDA İÇİLİR, ERDAL BAGGAL), İskender'in (hep de en ihtiyaç duyulan zamanlarda) gitmeyen arabasını iterek yokuş aşağı vurdurmak vardır.
Dizide kullanılan ögeler arasında sigara içmek yerine sakız çiğnenmesi, alkol kullanmak yerine üzüme, incire, eriğe düşmek deyiminin kullanılması dikkat çeker. Kardeşim zaman zaman "Abi çekirdeğe düşelim mi?" diye yanaşır yanıma. :D Türk aile yapısı açısından harika bir örnek aslında. RTÜK sigarayı ve alkolü sansürleyince, bu maddelerin daha çok dikkat çektiğini kendisi bir türlü kabullenemedi!
Görseldeki uyarı levhasına dikkat çekmek isterim. :D
İsmail Abinin Genleri
Müzmin işsiz karakterimiz İsmail abi, içinde zerre kötülük barındırmayan saf bir abimizdir. (Gerçi ilk bölümlerden birinde bir yanlışını yakalamıştım ama neyse. :) ). Kendisini çaya olan düşkünlüğüyle tanırız. Ne zaman iş başvurusu için bir kapıdan içeri girse tecrübesi sorulduğunda Tesla'dan Graham Bell'e, Da Vinci'den Pis Agor'a :D, Wright Kardeşlerden Picasso'ya uzanan soy ağacını flashback şeklinde izlemekteyiz.
Hatta bir bölümde (Yanlış hatırlamıyorsam arkeoloji profesörüne yaptığı iş başvurusunda) geçen repliğe çok gülmüştüm:
İsmail: Ee, sormayacak mısın bu işten anlıyor musun, daha önce yaptın mı diye?
Profesör: Yoo, Ben sana güveniyorum.
İsmail: Ya hacı ilk başta sana bi gıcık olmuştum ama şu an çok büyüdün gözümde. (Flashback çekimini kastederek) Beni ve arkadaşlarımı o kadar büyük bir zahmetten kurtardın ki anlatamam.
İskender'in Bedduaları
Ve geldik İskender'in atasözü niteliği taşıyan ve de genelde Erdal Baggal'a ettiği beddualar. İskender Bu konuda uzman sayılır. Önce oğlu Mecnun'a söylediği bir cümleyle başlamak istiyorum:
Çocuğu olmayanların şükretme sebebisin Mecnun. :D
Erdaaaal Erdal, tuvaletteyken ev telefonun çalsın da yetişeme e mi Erdal!
Salep içerken dilin yansın da üç gün acısı geçmesin e mi Erdal.
Bıyığın küflensin, e mi Erdal!
Çengel bulmaca çözerken resimdeki sanatçıyı bulama Erdal.
Damın akıtsın da altına koyacak kova bulama, e mi Erdal
Ve daha niceleri...
Mecnun'un Kafasının İçi
Gülmekten öldürmeyen ama süründüren başka bir kalıptır. Hemen örnekliyorum:
Şu an kafamın içinde Fadime'nin düğünü var, halay çekiyorlar.
Şu an kafamın içinde Ersen ve Dadaşlar konseri var, ayaktayım, yer bulamıyorum.
Kafam olmuş Çorum, şu an kafamın içinde leblebi kavuruyorlar. Geldi mi kokusu, verem mi yüz gram? :D
Şu an kafamın içinde at çiftliği var.
Leyla ile Mecnun konuşmayla, anlatmayla bitmez ama ben çok uzatmak istemiyorum. Daha değinmediğim o kadar çok karakter var ki, en iyisi siz izleyin. :)))