Fotoğrafa uzunca bakın diye büyük koydum. Sami Güner'in fotoğrafı. Okulda tanıştım kendisiyle, bire bir değil tabi, işlerini gördüm. Sevdim. Konumuz fotoğraf değil aslında. Konumuz aşağıda.
Pazartesi dört sınavım var. İkisi aynı saatte. Başka sözüm yok. Var tabi iki çift sözüm ama söylesem de boş olacak. Hiç bir zaman çalışkan bir öğrenci olmadım. Eh belki lise, sevdiğim bölümü okurken istemsizce çalışıyor sayılıyordum. Grafik-Tasarım. Çizim. Sonra onları da bıraktım uzunca süre. Son sene değişen fikirlerim vardı. Fikirlerim bazı değerlerim haricinde çoğunlukla değişirler. İkizler olduğumdan bahsetmiş miydim? Ben de sinema okumaya karar verdim. Kararımın belli nedenleri vardı tabi. Size anlatmayacağım bunları. O kadar tanışmıyoruz malesef.
Üniversiteye gittim. İki senelik, %100 burs. Bununla övünmüyorum. Elini sallayan herkese burs veren bir okuldu. Ama güzel hocalar tanıdım. Okula da çok gitmedim aslında. İstanbul'da çok kalamıyordum çünkü. İdare eder bir ortalamayla bitirdim okulu. Bakmayın, sinemayı da seviyorum. Okul bitti. İki sene mecburi ara. DGS'ye girmelerim falan var bu süreçte.
Şimdi buradayım. Vize haftasına giriyorum. Size de oluyor mu bilmiyorum ama ne zaman vize dönemine girsem bir kitap okuma isteği doğuyor içime. Kaçıp bir yere sığınma isteği bu. Biliyorum. Ama şu an onu yapacak bile halim yok. Hastayım ve ne zaman hastalansam göz nezlesi olurum. Bir şeyler okumaya başlasam gözlerim yaşaracak. Bu cümleleri yazarken ağlıyorum mesela.
Bitmeyen derdim varmış gibi duruyor. Bunlar dert değil. Derdin d'si değil bunlar. Pek dertli bir insan değilim. Belki de kimine göre öyleyimdir. Ama değilim bence, gamsız bir insan olduğumu biliyorum. Gamsızım ama dertli değilim. O kadar paragraf yazdım, anlaşalım, dertli değilim. Sadece pazartesi dört sınavım var. İkisi aynı saatte.
Buradan bütün sınavları tek haftaya sığdırmaya çalışan yönetime selamlar.