Geçen gün, kampanyalı uygun bir uçak bileti bulunca ufak bir Balkan turuna başladım. Burda gördüğüm ve duyduğum şeyleri paylaşmak istiyorum. Seyahat süresince yazmaya çalışacağım, yazamadığım kısımları dönüşte tamamlayacağım. Ufak bir hatırlatmada bulunayım, turistik şehir rehberi gibi çok aşırı detay beklemeyin. Daha çok, hayatın içinden kareler ve hikayeler benimkisi :)
Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği yer. Kalemegdan'dan çekilmiştir
İlk durağım Sırbistan. Uçuşumuz başkent Belgrad'a idi. Havaalanında ilginç birkaç durum yaşadım :) Daha körüğün içerisinde, polisler ayakta manuel pasaport kontrolü yapıyordu. Herkesten pasaportları göstermelerini istiyorlardı. Benimkime de alıp, herhangi birşey demeden pasaportu verdiler ve çevreleyi çok incelemeden terminale içerisine doğru ilerledim. Sabah uçuşu olduğu için, çıkmazdan evvel, lavaboda elimi yüzümü yıkamak için gözüm WC tabelalarını arıyordu. Ama oda ne? Geliş ve gidiş yolcuları aynı terminal içinde. Daha önce bu şekilde bir havaalanı dizaynı/düzeni görmemiştim. İndiğimiz uçağa az sonra binecek olan yolcuların yanından geçtik. Baya şaşırmıştım. Terminal binası, ortak bir şekilde hem gelen hem giden yolculara hizmet ediyordu.
Lavaboda elimi yüzümü yıkadıktan sonra, pasaport kontrole doğru ilerledim. Lakin, ortada ufak bir karmaşa vardı. Pasaport kontrol sırasında hiçkimse yoktu. Onun hemen yanında, başka bir polis masası vardı ve nerdeyse uçaktaki yolcuların tamamı ordaydı. Kafam daha karışmıştı. Acaba direkt pasaport kontrole mi gitsem yada bu bankoda bir çeşit ön işlem mi yapılıyor emin olamadım. O yüzden, işimi garantiye alıp olup biteni öğrenmek için kalabalığın orda bekledim. Türk olduğunu düşündüğüm birkaç kişiye ne kalabalığı olduğunu sorduğumda, onlar da bilemdiklerini ve pasaportlarını aldıklarını söylediler. Enteresan! Bilen bilir, özellikle giriş bölümündeki pasaport kontrol polisleri biraz sert ve kızgın suratlıdırlar. Bazı yolcularla sert konuşuyorlar, bazıalrından dönüş veya transit biletleri, otel rezervasyonları vs istiyorlardı. Hatta, birkaç kişiyi nezarethane gibi bir bölüme gönderip orda beklettiler.
Herkes gittikten sonra, karşılıklı kırık İngilizce ile, burda bir işlem yapılıp yapılmadığını, uçak kapısının rodaki kontrolde pasaportumun alınmadığını ve şu an direkt bir şekilde pasaport kontrole/çıkışa doğru gidebilir miyim diye sordum. Hayatta nadiren olabilecek bir ana denk geldim ve polis gülerek cevapladı. Evet, gülen ve şaka yaan bir pasaport polisi :) "Ne şanslısın işte, pasaportunu almamışız, demekki kontrollük bir durum yok, gidebilirsin" dedi. Ben de, gereksiz bir şekilde göğsüm kabarmış bir halde pasaport kontrolü çıktım. Daha sonradan biraz araştırma da yapınca olayın iç yüzünü anladım. Pasaportunda çok fazla giriş çıkış olmayan(malum, vizesiz olduğu için, ilk yurtdışı çıkışı buraya yapanlar vardı) kişileri ekstradan kontrol ediyorlardı. Bereket versin, pasaportumun nerdeyse yarısı giriş/çıkış/vize ile dolu olunca beni direkt salmışlar :)
Şehrin eski bölümü olan, Osmanlı'nın kontrolündeki bölgenin en önemli yapısı, Kalemegdan'ın bir kapısı
Otobüs bileti almak için, havaalanındaki bankamatikelrden ufak bir para bozdurmam gerekiyordu. Evrensel kural burda da geçerli, havaalanında kurlar yüksek, o yüzden hazırlıklı bir şekidle gelmiştim ve 10 dolarlık bir banknotla Sırp Dinarı aldım. O şekilde, otobüse binip şehre doğru yol aldım.
Havaalanına dair sevdiğim herhalde yegane şey, ismi idi. Nikola Tesla havaalanı. Bendeniz de bir mühendis olarak, Nikola Tesla benim için idol bir bilim insanıdır. Her ne kadar evrensel bir değer olsa da, haliyle doğduğu memlekette onun isminin kullanılması gayet olağandır.
Tuna nehri kenarı. Hemen ileride Sava ile buluşuyor
Otobüs son durağı Trg Slavia'dır. Haritada devamlı Trg görebilirsiniz, anlamı "meydan"dır. Slavia meydanı. Kaldığım otel, hemen yan taraftaki Slavia hotel. Gelmeden önce, bir otel neden bu kadar ucuz olur diye hep merak etmiştim. Gidince anladım :) Meğersem hotel görünümlü hostel imiş. Ucuz olsun, çok fazla konfor derdim yok diyorsanız ve sabah kahvaltım hazır olsun istiyorsanız,fena değil :)
Belgrad ismi kendi dillerinde "Beograd" olarak okunuyor. Beo-grad yani Beyaz Şehir demek. Rivayet edilirken, şehir ilk defa inşa edilirken, çoğunlukla beyaz taşlar kullanılmış.
Orda kaldığım günler içerisinde, hem gördüğüm hem de insanlarla muhabbetlerimden öğrendiğim, genelde Sırbistan ve özel'de Belgrad, bir çeşit çok kimlilik-çok kültürlülük idi. Burayı görmeden önce, dünyada "kültürel yön" sorunu olan tek yerin bizim ülke olduğunu düşünürdüm. Malum, Avrupa ve Asya'nın kesiştiği noktada, çoğunluğu müslüman bir ülkeyiz. Doğulumuyuz, batılımıyız, Avrupalı mıyız Asyalı mıyız gibi bir karmaşa yaşıyoruz ya. İşte, o karmaşanın bir benzerini ilk defa burda da gördüm. Daha önceden Ukrayna, Rusya ve Belarus gibi Kiril alfabesi kullanan ülkelere de gittim ama tabelalarının hemen hepsi Kiril alfabesi. Ama Sırbistanda, hem Kiril alfabesi hem de okunuşunun Latin alfabesiyle yazımı var. Şehir, Avrupa'nın en büyük nehirlerinden olan Sava ve Tuna'nın kesişim noktası. Tuna'nın bir tarafı, Sava'nın bir tarafı, bunalr birleştikten sonraki kısmı olmak üzere, şehir genel olarak 3'e ayrılmış. 3 farklı dünya :) Her bir kısımda, tarihsel olarak farklı imparatorluklar hüküm sürdüğü için, hepsinin izleri ve hayatı farklıdır. Eski Belgrad'da Osmanlı izleri, karşısında Avusturya-Macaristan hakimiyeti altındaki bölge ve diğer tarafta "modern" şehir var. Tek bir şehir gezerek, 3 farklı zamanda/kültürde seyahat edebilirsiniz.
Şehrin en güzel yerlerinden olan ve gece hayatının kalbinin attığı yer: Skadarska
Not: Şimdilik, en sevdiğim yerlerin fotoğraflarını paylaştım. Serinin devamında, bunların her bir hikayesini paylaşacağım. Görüşmek üzere.